Mar 16, 2011
1048 Görüntüleme

Paris Sözleşmesi Anlamında Tanınmış Markalar

Yazan
banner

Ülkemizin de taraf olduğu Paris Anlaşması’nın 1. mükerrer 6. maddesine göre sözleşmenin üyleri tanınmış bir markanın bir başkası adına tescilini önlemeyi kabul etmişlerdir. Tanınmış marka ile Paris Sözleşmesi çerçevesinde tanınmış marka farklı kavramlardır.

Paris Anlaşması’nın tanınmış markaya getirdiği korumanın özü; bir ülkede tanınmış olan markayı hiçbir haklı neden olmadan alıp kendi ülkesinde tescil ettiren kişinin elde edeceği haksız yararlanmayı önleme, düşüncesidir.

  1. Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış markalar Türkiye’de tescilli olmasalar bile;İşaretin başkası adına aynı veya benzer mal ve hizmet sınıflarında tescil edilebilmesine itiraz edilebilirler. Bağlantı kurulması ihtimali söz konusuysa farklı mal ve hizmet sınıfları için dahi itiraz söz konusu olabilir,
  2. Üçüncü kişi adına tescil yapılmışsa hükümsüzlük davası açabilirler ve aynı sektörde faaliyet gösteren birinin markayı tescil ettirmesi söz konusuysa tanınmış markayı bildiği karine teşkil edeceğinden hükümsüzlük davasını 5 yıllık zamanaşımından sonra dahi açabilirler,
  3. Üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen haksız kullanımlara men ve tazminat davaları açabilirler.

Paris anlaşmasının uygulamasında “tanınmış marka”yı markanın korunmak istenilen ülkede o malla ilgili çevrenin o markayı tanımasının yeterli olacağı şeklinde anlaşılması gerektiği belirtilmiştir.

WIPO’nun tanınmışlığın tespitine ilişkin 1999 tarihli Tavsiye kararında ilgil çevre;

  • Markanın bağlantılı olarak kullanılacağı mal ya da hizmetlerin fiili ve potansiyel müşterileri,
  • Dağıtım kanallarındaki kişi ve kuruluşlar,
  • Mal ya da hizmetle ilgil iş çevreleri olarak tespit edilmiştir.

Bir markanın tanınmışlığı ayırt ettiği yabancı malın Türkiye’ye ihraç olmasına veya yabancı hizmetin Türkiye’de görülmesine hatta markanın Türkiye’de fiilen bilinmesine ve kullanılmasına bağlı değildir; yeter ki o marka Türkiye’de tanınabilir olsun. Nitekim Paris Sözleşmesi’nde bir markanın herkesçe bilinmesi değil bilindiğinin mütalaa edilmesinden söz edilmektedir.  Aksinin kabulü halinde Paris Anlaşması’nın markaları uluslararası açıdan koruyan hükümlerinden beklenen fayda azalacaktır.

Bir markanın tanınmışlığını değerlendirilirken, markanın kapsadığı malın ortalama farazi bir müşterisinin  o markayı WIPO kriterlerindeki ölçüler(markanın uluslararası tescilleri, markanın kullanıldığı coğrafi alanın büyüklüğü, marka için yapılan reklam/tanıtım çalışmaları, markayı taklit teşebbüsleri vs.) çerçevesinde bilmesi gerekip gerekmediği dikkate alınacak ve bilmesi gerektiği yönünde kanaate varılırsa markanın tanınmışlığından bahsedilebilecektir.

Sonuç olarak, Paris sözleşmesi uyarınca bir tanınmış markadan söz edebilmek için markanın menşe ülkesinde tanınmış olması yeterlidir. Zira Paris Sözleşmesi’nin getirdiği hükmün amacı tanınmış markanın itibarını üçüncü kişilerin haksız bir şekilde sömürmesini önlemektir.

Yazı Kategorileri:
Makaleler

2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Kırkağaç 6. Jandarma Er Eğitim Alayı Manisa’da Disiplin Subayı olarak askeri hizmet verdikten sonra Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret ve Şirketler Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT’un hukuk pratiği özellikle fikri mülkiyet hakları ve haksız rekabet hakları konusunda yoğunlaşmıştır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz