Nis 20, 2012
2078 Görüntüleme

Markanın Haczi

Yazan
banner

Tescilli veya tescilsiz bir marka üzerindeki hak borçlandırıcı veya tasarrufi işlemlere konu olabilir. Dolayısıyla, ticari işletmenin bir unsuru olan marka işletme ile birlikte veya işletmeden ayrı olarak deviredilebilir, üzerinde işletme rehni tesis edilebilir, miras yolu ile intikaledebilir, üzerinde rehin hakkı ya da intifa hakkı tesis edilebilir.

Marka tescilinden doğan hak ve marka tescil başvurusu ile sağlanan hak haczedilebilir. İşletmeden bağımsız olarak devredilebilen marka hakkı, aynı şekilde işletmeden bağımsız olarak haczedilebilir.

Haciz işlemi sadece tescilli markalar için değil tescilsiz markalar için de söz konusudur. Haciz işleminin uygulanabilmesi için markanın tescilli olması şart değildir. Ancak tescilsiz markanın bir sicil kaydı bulunmadığı için Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin hükmü uygulanmaz, tescilsiz markanın haczi, icra müdürünce düzenlenen bir tutanak ile yapılır.

556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin Haciz başlığını taşıyan 19. maddesinde; “Tescilli bir marka işletmeden bağımsız olarak haciz edilebilir. Haciz sicile kayıt edilir ve yayınlanır” şeklinde yer alan bir hüküm ile belirtilmiştir. Mevcut düzenleme haciz prosedürü konusunda açıklayıcı bir nitelik taşımamakla birlikte, sicile kayıtlı varlıkların(taşınmazların, motorlu taşıtların ve gemiler gibi) haczi konusunda uygulanan prosedürün burada da uygulanabileceğini söyleyebiliriz.

Bu doğrultuda, marka hacizi marka hakkı veya marka başvurusu sahibinin borçlusuna İİK m. 89 uyarınca haciz ihbarnamesi gönderilerek yapılır. Öncelikle borçlu üçüncü kişiye birinci haciz ihbarnamesi gönderilir (İİK md. 89/I). İhbarnamenin tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde üçüncü kişinin icra dairesine itiraz etme hakkı bulunmaktadır(İİK m. 89/II). Yedi gün içinde birinci haciz ihbarnamesine itiraz edilmemesi halinde ikinci haciz ihbarnamesi gönderilir(İİK. md. 89/III). Üçüncü kişi ikinci haciz ihbarnamesinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz etmez ise borcun zimmetinde olduğu kesinleşir. Bunun üzerine icra dairesi borçluya üçüncü haciz ihbarnamesi göndererek zimmetinde olduğu kesinleşen borcu on beş gün içinde ödemesini veya menfi tespit davası açmasını bildirir (İİK m. 89/III). Borçlunun menfi tespit davası açmaması halinde zimmetinde sayılan borca yetecek kadar malı veya parası bu bağlamda markanın da haczi mümkün olur. Borçlunun haciz veya parası bu bağlamda markanın da haczi mümkün olur.  Borçlunun haciz ihbarnamesine itiraz etmesi halinde alacaklı iki yola başvurabilecektir. Alacaklı ilk yol olarak İİK m. 89/IV uyarınca icra mahkemesine başvurarak İİK md. 338/I’e göre üçüncü kişinin cezalandırılmasını ve tazminata hükmedilmesini talep edebilir. İkinci yol ise alacaklının mahkemede alacak davası açmasıdır.

İİK’nın 79. maddesi’nin 2.fıkrasına göre “Resmi sicile kayıtlı malların haczi, takibin yapıldığı icradairesi’nce, kaydına işletilmek suretiyle doğrudan doğruya yapılabilir.” Dolayısıyla haciz işlemi, alacaklı vekilinin talebi doğrultusunda icra müdürünün TPE’ye doğrudan yazacağı bir müzekkere ile gerçekleştirilebilecektir. Takibin Ankara dışında yer alan bir icra dairesince örneğin İzmir icra dairelerinden biri tarafından yapılması durumunda, İzmir icra dairesi haciz konusunda Ankara’daki icra dairesini istinabe etmeksizin veya diğer bir değişle bu konuda bir talimat yazmaksızın doğrudan doğruya TPE’ye yapacağı bildirim ile ilgili sicile şerh verilmek suretiyle markanın haczedilmesini isteyebilecektir.

Alacaklının satış talebinde bulunmadan önce haciz işlemi ile ilgili olarak eğer haciz borçlunun gıyabında yapılmış ise ki genellikle marka hacizleri TPE’ye bildirimde bulunarak sicile şerh verilmek suretiyle yapıldığından borçlunun işlemden bir bilgisi olmamaktadır. Bu nedenle borçluya, İİK m. 103 gereğince örnek davet kâğıdı (İİK Yönetmeliği m. 17) tebliğ edilmek suretiyle haciz işlemi kendisine bildirilmelidir.

Yapılan haciz işleminden sonra, markanın öncelikle İİK m. 87 gereğince uzman bilirkişiler tarafından kıymet takdirinin yaptırılması gerekecektir. Markanın değerinin hesaplanması başlı başına bir sorundur. Bugün uygulamada çok fazla marka değerleme yöntemi olmasına karşın marka değerinin hesaplanmasında herkes tarafından doğruluğu genel kabul görmüş bir değerleme yöntemi de bulunmamaktadır. Uygulamada kullanılan marka değerleme yöntemlerinin hesaplama biçimindeki ve hesaplama yönteminde esas aldıkları verilerdeki farklılar, aynı marka hakkında farklı sonuçlar verebilmektedir.

Marka, tescil edildiği mal veya hizmetlerin tümü veya bir kısmı için devredilebilir (KHK m. 16/1). Devir tarafardan birinin talebi üzerine, sicile kayıt edilir ve yayınlanır (m. 16/6). Devir sicile kayıt edilmediği sürece, tarafar markanın tescilinden doğan yetkileri iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri süremez (m. 16/7).

556 sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname’nin anılan hükümleri doğrultusunda, marka devri sicile kayıt edilmediği sürece takip alacaklısının haklarını etkilemeyecektir.

Markanın haczedilmesi, marka hakkı sahibi borçlunun marka üzerinde rehin hakkı tesis etmesi ya da markayı üçüncü bir şahsa devir etmesine engel teşkil etmez. Yargıtay 11. HD 09.03.2000 tarihli 1999/8623 E. 2000/2232 K. sayılı kararında; davalı TPE’nin “dava dışı M. AŞ tarafından dava konusu markaların noter tasdikli sözleşme ile davalı M. AŞ’ye devir edildiği, bu devir sözleşmesine dayanılarak davacı tarafından bu markaların adlarına tescili için davalı TPE’ye başvurulduğu, marka sicilleri üzerinde çeşitli icra daireleri aracılığı ile haciz şerhi koydurulduğu bu durumda İİK’nın 86. maddesi hükmü uyarınca alacaklının muvafakati ve icra müdürlerinin müsadesi olmadan marka devrinin yapılamayacağı gerekçesiyle Enstitü’nün davacı talebinin reddi” yönünde verdiği kararın iptali istemiyle açılan davada yerel mahkemenin; alacaklının ve icra memurunun müsadesi alınmaksızın mahcuz mallarda tasarruf edilemeyeceği, bu itibarla hacizli markaların tescil başvurusunun reddinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi yönünde verilen kararı değerlendirmesinde Yargıtay 11. HD; öncelikle, belirtmek gerekir ki, marka ve ayırt edici ad ve işaretler maddi bir varlığa sahip bulunmamaktadır. Bu nedenle yani bir eşya niteliğini haiz olmadığından zilyetliğe de konu olmazlar. Bunun sonucu olarak da üzerinde zilyetlik oluşturabilinen menkullerden sayılması da mümkün değildir. O halde, ilk bakışta belirlenebileceği gibi menkul mallarla sınırlı İİK’nın 86. maddesi markalar bakımından uygulama alanı bulamaz. Nitekim kanun koyucu da bu amaçla 556 sayılı KHK’nın 19. maddesinde markaların haczini özel olarak düzenlemiş ve İİK’nın haciz yolu ile takipteki 86. maddesine yollama yapmadan, markaların işletmeden bağımsız olarak haczedilebileceği ve hacizin sicile kayıt ve keyfiyetin yayınlanacağını öngörmüştür. Menkul mallarla ilgili İİK’nın 86/1. maddesinin getirdiği tasarruf yetkisini sınırlama, o menkul malın zilyet değiştirmesi halinde alacaklının bundan zarar görmesini önlemeye yöneliktir. Sicile kayıtlı ve devir işlemleri de ancak sicil üzerinden oluşabilecek marka hakkı bakımından bu sınırlandırmaya gerek yoktur. Haczin sicile şerhi ile o markayı devir alacak kişilerin bu yükümlülükle marka hakkını üzerine aldıklarının kabulü gerekir. Bu durumda da haciz alacakların devir işleminden, devir alan kimse bakımından da onu bağlayacak diğer bir deyişle haciz prosedürü işlemeye devam edeceğine hükmederek kararı bozmuş, markanın haciz işlemi olsa dahi devredilebileceği, haczin devir alan kişi üzerinden devam edeceği, gerekçesiyle yerel mahkemenin alacaklıların ve icra müdürünün rızası olmadan markanın devredilemeyeceği yönündeki kararını bozmuştur.

Haczedilen marka hakkının veya marka tescil başvurusunun paraya çevrilmesi İİK m. 121 uyarınca yapılacaktır. Zira 121. madde; “Bir intifa hakkı veya taksim edilmemiş bir miras veya bir şirket yahut iştirakhalinde tasarruf olunan bir mal hissesi gibi yukarıdaki maddelerde gösterilmeyen başka nevi malların satılması lazım gelirse icra müdürü satışın yapılacağını icra mahkemesinden sorar.” hükmünü içermektedir.

Dolayısıyla icra müdürü bu kapsamında satışın nasıl yapılacağını icra mahkemesinden soracaktır. İcra mahkemesi de gerektiğinde ilgilileri de dinledikten sonra satışın açık artırma suretiyle yapılmasına karar verebileceği gibi satış için bir memur da tayin edebilecek ya da diğer tedbirleri alabilecektir.

Marka hakkının paraya çevrilmesi neticesi, markanın ihale alıcısı adına tescili işlemi için icra müdürlüğü gerekli işlemleri yapacaktır. İcra müdürü bu kapsamda markanın ihale alıcısı adına tescili için TPE’ye yazacağı müzekkerede markanın tescil numarası ile markanın adını ve ihale alıcısının ismini belirterek mezkûr markanın cebri icra yolu ile satışının yapıldığı bu nedenle ihale alıcısı adına tescil işleminin yapılmasını talep edecektir (KHK Yön. m. 19/d).

Yazı Kategorileri:
Makaleler

2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Kırkağaç 6. Jandarma Er Eğitim Alayı Manisa’da Disiplin Subayı olarak askeri hizmet verdikten sonra Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret ve Şirketler Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT’un hukuk pratiği özellikle fikri mülkiyet hakları ve haksız rekabet hakları konusunda yoğunlaşmıştır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz