Nis 25, 2012
10496 Görüntüleme

Marka Tecavüzü Davaları

Yazan
banner

556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK’nın(MARKHK olarak anılacaktır) 8. kısmında, öncelikle 61. maddeyle marka hakkına tecavüz olan fiiller öngörülmüş, daha sonra 61/A maddesiyle tecavüz halinde uygulanacak cezai müeyyideler gösterilmiş, 62.–79.maddelerinde de marka haklarına tecavüz halinde kullanılabilecek tüm hukuki başvuru yollarVisit Siteı ve davalarla ilgili hükümler düzenlenmiş bulunmaktadır.

MarKHK m 62. maddesi, marka hakkı tecavüze uğrayan marka sahibinin ileri sürebileceği hukuki talepleri altı fıkra halinde ayrı ayrı öngörmüş bulunmaktadır. Maddede sayılan talepler, nitelikleri bakımından görevli ve yetkili mahkemede açılacak olan çekişmeli bir dava şeklinde ileri sürülecek, bir edayı içeren taleplerdir. Maddede açılabilecek olan davalar ayrı ayrı sayılmış olmakla birlikte, eğer çelişki oluşturmuyor ise, bu taleplerin aynı dava içinde ileri sürülmesi de mümkündür.

Tespit Davası: Bir kişinin sahibi olduğu markanın tescilli bir marka ile ve kapsadığı mal ve hizmetlerle benzerliği izafi bir husus olup, tacirler böyle bir benzerlik olmadığı yanılgısına düşerek ticarete kalkışabilirler. Bazı hallerde; bir markanın kime ait olduğu veya üçüncü bir kişinin marka üzerinde ayni veya şahsi nitelikte bir hakkının bulunup bulunmadığı ya da böyle bir hakkın mirasla geçip geçmediği belirsizlik de taşıyabilir. Bu belirsizlikten kurtulabilmek için, bir marka ile herhangi bir işlem veya girişimde bulunacak olan kimsenin ileride bir dava ile karşılaşmaması için,  MarKHK’nın 74. maddesinde  “marka hakkına tecavüzün mevcut olmadığı hakkında dava ve şartları” başlığı altında bu dava düzenlemiştir. Bu dava, KHK’nın ifadesiyle, menfaati olan herkes tarafından açılabilir. Buna göre; Türkiye’de sınaî faaliyet yapan veya başlayacak olan kişiler, bu faaliyetleri sırasında kullanmayı düşündüğü işaretin, başkasına ait bir marka hakkına tecavüz teşkil edip etmediği hususunun tespitini mahkemeden talep edebileceklerdir. Bir başka ifadeyle menfaati olan kişiler, marka sahibi tarafından ileride aleyhine marka hakkına tecavüz nedeniyle dava açılması söz konusu olabilecek kişilerdir. Bu kişilerin dava hakkından yararlanabilmelerinin önkoşulu; dava açmadan önce marka hakkı sahibine, girişimin niteliği hakkında bilgi vermek ve girişimin marka hakkına tecavüz oluşturup oluşturmadığı konusunda görüşünü almaktır. MarKHK m. 74’e göre; “menfaati olan herkes” olarak tanımlanan kişiler, davanın açılmasından önce, kendisinin Türkiye’de giriştiği veya girişeceği markanın, başkasına ait bir marka hakkına tecavüz teşkil edip etmediği hakkında, marka sahibinden görüşlerini bildirmesini noter aracılığı ile talep eder. Bu talebin marka sahibine tebliğinden itibaren bir ay içinde marka sahibinin cevap vermemesi veya verilen cevabın menfaat sahibi kişi tarafından kabul edilmemesi halinde, menfaat sahibi tecavüzün olmadığını tespit talebiyle dava açabilir.

MarKHK m. 75 “delillerin tespiti” başlığını taşımaktadır. Buna göre, marka hakkına tecavüze karşı dava yoluna başvurma yetkisine sahip kişilerce hakka tecavüz teşkil eden olayların tespiti mahkemeden talep edilebilir. Hükümde düzenlenen delillerin tespiti HUMK m. 368–374 hükümleri arasında düzenlenen delil tespiti müessesesinin bir tekrarıdır.

Tecavüzün Meni Davası: Marka KHK’nın 62. maddesinin (a) bendinde;  “marka hakkına tecavüz fiillerinin durdurulması”  ifadeleriyle yer bulan bu dava ile 61. maddede sayılan tecavüz hallerinden biri veya birkaçı ile tecavüze uğrayan marka hakkı sahibi, mahkemeden marka hakkına tecavüz fiillerinin durdurulmasını talep edebilecektir. Bu dava sadece marka hakkına tecavüzün fiilen başlamış olduğu durumlarda değil, tecavüz fiili/fiilleri henüz başlamamış olmakla birlikte tecavüz tehlikesinin mevcut bulunduğu durumlarda da açılabilen bir eda davasıdır.

Marka hakkına tecavüz veya tecavüz tehlikesini takiben men davası açılması halinde, failin kusuru veya bir zararın meydana gelmiş olması aranmayacaktır. Kusur sadece tazminat davaları bakımından önem taşır. KHK’nın 61/(c) maddesindeki “markayı veya ayırt edilemeyecek derecede benzerini kullanma”, tecavüz durumlarında kusurun aranmaması genel kuralına bir istisna teşkil etmektedir. Maddedeki “bilme veya bilebilecek durumda olma” şartı yüzünden, markanın taklit olduğunu bilmeyen ve bilmesi de gerekmeyen kişinin söz konusu fiilleri işlemesi tecavüz oluşturmayacaktır. Bu durumda 61/(c) maddesinde sayılan tecavüz fiillerinden birini işleyen faile, kusursuz olması durumunda men davası açılamayacaktır.

Markaya tecavüz teşkil eden işaretin bir başkası tarafından ticaret unvanında kullanılması sebebiyle m. 62/(a)’da yer alan men davasının açılması durumunda, iki mutlak hak karşı karşıya gelmektedir. Doktrinde bazı yazarlar, marka hakkı sahibinin, bu dava yoluyla ticaret unvanının kullanılmasını durdurabileceği yönünde görüş bildirmektedir. Ancak Yargıtay, birçok kararında tecavüzün meni davasının yanında unvanın ticaret sicilinden terkininin de talep edilmesi gereğini aramaktadır.

Yargıtay 11. HD, T. 22.03.2004, E. 2003/8486, K. 2004/2848 sayılı kararında “Davacı vekili, davalının, müvekkilinin 1988 yılında marka olarak tescil ettirdiği ‘Uludağ Kebapçısı’ ve ‘Uludağ Et Lokantası’ ibareleriyle iltibas yaratacak şekilde işyeri unvanında “Uludağ Kebap Pide Salonu” ibaresini kullandığını ileri sürerek, markaya tecavüzün tespit, men’ine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, müvekkilinin 17 yıldan beri “Uludağ Kebap ve Pide Salonu İşletmeciliği Ahmet Çerkezoğlu” ibaresini ticaret unvanı olarak Kastamonu’da kullandığını, marka ve ticaret unvanının ayrı kavramlar olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir. Hukuken var olan bir hakkın fiilen kullanılmaması istenemez. Davacının davalı unvanında yer alan Uludağ Kebap ibaresinin unvandan terkinini istemeden tazminat hakkı doğmaz. Dava dilekçesinin sonuç bölümünde bu ibarenin davalı unvanından TTK m. 54. hükmü çerçevesinde terkini istenmediğinden, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı  şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.”

Yargıtay 11. H.D, T. 12.01.2004, E. 2003/5347, K. 2004/39  “Davacılar vekili, müvekkillerinin tescilli ,’ÇERÇİ YUSUF’ markasının davalı tarafından haksız olarak ticaret unvanında kullanıldığını ileri sürerek, marka hakkına tecavüzün önlenmesini ve maddi ve manevi tazminat verilmesini talep etmiştir. Davalının unvanı 03.08.1999 tarihili ticaret sicil tasdiknamesi ve 09.08.1999 tarihli oda sicil kayıt suretinden anlaşılacağı üzere Ticaret Siciline tescilli bulunmaktadır. 19.11.1999 tarihinde ‘ÇERÇİ YUSUF’ markasını adına tescil ettiren davacılar, davalının ticaret sicilinde tescilli ticaret unvanının tescilini istememiş, sadece fiili durumun ortadan kaldırılmasını istemiştir. Hukuken var olan bir hakkın fiilen kullanılması engellenemez. Marka hakkına tecavüzde bulunulduğunu iddia eden davacıların, davalının unvanındaki ‘ÖZ ÇERÇİ YUSUF’ kelimesinin ticaret sicilinden terkinini istemeden fiili durumun ortadan kaldırılmasını isteyemeyeceklerdir.”

Tecavüzün Ref’i Davası: MarKHK m. 62/(b) ‘de düzenlenen bu dava türü, tecavüz ile ortaya çıkan hukuka aykırılığın sonuçlarının ortadan kaldırılmasını, diğer bir ifadeyle ref’ini, durumun eski hale iadesini konu alan bir dava türüdür. Dolayısıyla söz konusu davanın açılabilmesi için tecavüzün birtakım sonuçlarının doğmuş olması gerekmektedir. Örneğin, taklit markayı taşıyan ürünün üretilmiş olması, halen piyasada olması, sergide teşhir edilmeye başlanmış veya fuara kabul edilmiş olması gibi.

MarKHK m. 62/ (c)-(f) bentleri göz önünde alındığında, marka hakkı tecavüze uğrayan hak sahibi:

a-  Marka hakkına tecavüz dolayısı ile üretilmesi veya kullanılması cezayı gerektiren eşya ile bu eşyaları üretmeye yarayan araç, cihaz, makine gibi vasıtalara el konulmasını (m. 62/ (c)),

b- (c) bendi uyarınca el konulan ürünler üzerinde kendisine mülkiyet hakkının tanınmasını (m. 62/(d)),

c- Marka hakkına tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirlerin alınmasını, özellikle bu maddenin (c) bendine göre el koyulan ürünlerin ve araçların üzerlerindeki markaların silinmesini veya marka hakkına tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise imhasını (m. 62/(e)),

d-  Marka hakkına tecavüz eden kişi aleyhine verilen mahkeme kararının, masrafları tecavüz eden tarafından karşılanarak, ilgililere tebliğ edilmesini ve kamuya yayın yoluyla duyurulmasını(m. 62/(f)) talep edebilecektir.

Tazminat Davası: MarKHK üç tazminat davasına yer vermiş bulunmaktadır. Bunlar m. 62/(b) ve m. 64’de düzenlenen maddi tazminat davası, yine m. 62/(b)’de düzenlenen manevi tazminat davası ve m. 68’de düzenlenen itibar tazminatı davasıdır. Marka KHK’nın 65, 66, ve 67. maddeleri de yine mütecavize karşı açılacak tazminat davalarına ilişkin hükümler içermektedir.

64. maddenin 2. fırkasında zikredilen “markayı herhangi bir şekilde kullanmakta olan kişiler” in tazminattan sorumlu olabilmeleri için, marka hakkı sahibince kendilerine bildirim yapılması ve tecavüze konu malı kullanmalarının kusurlu davranış teşkil etmesi gerekmektedir. Maddede geçen bildirime yönelik olarak herhangi bir şekil şartı getirilmemiştir. Ancak yazılı şekilde yapılması ispat kolaylığı sağlayacaktır.

Fiili zarardan anlaşılması gereken, marka hakkı sahibinin aktifinin azalması veya pasifinin çoğalması biçiminde ortaya çıkan doğrudan zarardır. Bir başka ifadeyle, zarar görenin malvarlığında meydana gelen fiili eksilmedir. Bu kapsamda olmak üzere; tecavüz durumunu tüketiciye açıklamak için yaptığı ek masraflar; tecavüz dolayısıyla zedelenen ayırt edici gücü ve itibarı yeniden sağlamlaştırmak için ihtiyaç duyulan yeni reklâm kampanyası masrafları,  markaya tecavüz nedeniyle marka hakkı sahibinin ürettiğini satamaması, istihdam edilenlere bu süreçte fazladan ödenen paralar, marka hakkına tecavüz sebebiyle başvurulan hukuki yollar sebebiyle yapılan masraflar vb. örnek olarak gösterilebilir.

Yoksun kalınan kazanç ise, objektif piyasa koşullarında, marka hakkı sahibinin faaliyet gösterdiği alana da bağlı olarak beklenen, meydana gelmesi muhtemel malvarlığı artışlarının mütecavizin fiilleri sebebiyle önlenmesi, bunlardan yoksun kalınmasıdır. Yani, eğer marka hakkına tecavüz gerçekleşmemiş ve markasını yalnız ve bizzat kendisi kullanabilmiş olsaydı, marka hakkı sahibinin edinmiş olacağı muhtemel kazanç, yoksun kalınan kazançtır.

66. maddeye göre yoksun kalınan kazanç, zarar gören marka hakkı sahibinin seçimine bağlı olarak üç farklı şekilde hesaplanacaktır. Hak sahibi,  bu seçimlik haklardan birini seçmek zorundadır. Maddi tazminat kapsamında yoksun kalınan kazancı da talep eden davacı, bu seçimlik haklarından hangisini tercih ettiğini dava dilekçesinde belirtmelidir. Mahkemenin kendisi bir seçim yapıp bu seçeneklerden birine göre veya başka bir hesap tarzına göre hüküm tesis etmesi mümkün değildir.

Buna göre yoksun kalınan kazanç;

a-Marka hakkına tecavüz edenin rekabet olmasaydı, marka sahibinin markanın kullanılması ile elde edebileceği muhtemel gelire göre,

b-  Marka hakkına tecavüz edenin markayı kullanmak yoluyla elde ettiği kazanca göre,

c-  Marka hakkına tecavüz edenin, markayı bir lisans anlaşmasıyla hukuka uygun şekilde kullanmış olması halinde ödemesi gereken lisans bedeline göre hesap edilecektir.

Marka hakkına tecavüzü, fiili zararı, yoksun kalınan kazancı ve zarar miktarını ispat yükü kural olarak davacı üzerindedir. Bu noktada KHK’nın “Tecavüzü Kanıtlayan Belgeler” başlıklı 65. maddesi, klasik ispat hukuku kurallarından ayrılarak, marka hakkı sahibinin tecavüze, kusura ve zarara, yani markanın kullanılmasına ilişkin belgeleri vermesinimütecavizden talep edebileceğini hükme bağlamıştır. Söz konusu belgelerin başında mütecavizin ticari defterleri gelir. Ancak ibrazı istenebilecek belgeler bununla sınırlı değildir. Muhasebede yer alan kayıtların evrakı, gümrük kâğıtları, makine parkı listesi, ambar kayıtları, müşteriler, dağıtıcılar, lisans alanlar başta olmak üzere ilgili kişilerle yazışmalar, kısaca, tecavüzün kaynağı, gelişimi ve etkilediği yerler; üreticilerin, dağıtıcıların, taşıyıcıların, depolayanların unvanlarını, adreslerini, siparişleri içeren belgeler hükmün kapsamındadır

Marka hukuku anlamında manevi zararın tazmininden amaç, tecavüz dolayısıyla marka hakkı sahibinin ticari-kişisel varlığında meydana gelen olumsuz sonuçların ortadan kaldırılmasıdır. Ticari-kişisel varlık, marka sahibinin ticari işletmesinin dış dünyada, yani ilgili piyasada sahip olduğu imaj ve oluşturduğu itibar ve güvendir. Marka hukukunda manevi tazminatın işlevi, manevi ticari varlıkta meydana gelen zarar  neticesinde marka hakkı sahibi teşebbüsün itibar, güven ve imaj kaybının giderilmesidir.

MakKHK maddi ve manevi tazminatların yanında, itibar tazminatı adı altında özel bir üçüncü tazminat türüne daha yer vermiştir. MarKHK’nın 68. maddesine göre, “Marka hakkına tecavüz eden tarafından markanın kötü veya uygun olmayan bir şekilde kullanılması sonucunda markanın itibarı zarara uğrarsa, marka sahibi, bu nedenle, ayrıca tazminat isteyebilir.”  Hâkimin itibar tazminatına hükmedebilmesi için; hakkın tecavüze uğramış olması, bu tecavüz neticesinde marka itibarının zarara uğramış olması, bu zararın markanın kötü veya uygun olmayan bir biçimde kullanılmasından kaynaklanması gerekmektedir. Örneğin dünyaca tanınmış bir markanın taklidinin işportada satılması veya Lüks ve tanınmış marka bir aracın LPG takılmak suretiyle satılıyor olması gibi durumların marka itibarına zarar vereceği açıktır.

Söz konusu tazminatın gündeme gelebilmesi için, markanın dâhil olduğu işletmenin itibarının da zarar görmesi şart değildir; yani işletmenin itibarının zarar görmesi itibar tazminatı talebinin zorunlu bir şartı değildir.  İşletmenin itibarının zedelendiği durumlarda istenecek olan tazminat manevi tazminattır. Ancak elbette, işletme ile marka arasındaki yakın bağlantı sebebiyle markanın itibarına verilen zararla birlikte çoğu kez işletmenin itibarı da zarar görmektedir. Yargıtay, genellikle markanın itibarındaki zedelenmenin gideriminin manevi tazminat yoluyla sağlanabileceği görüşündedir.

Yazı Kategorileri:
Makaleler
Emre Kurt

2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Kırkağaç 6. Jandarma Er Eğitim Alayı Manisa’da Disiplin Subayı olarak askeri hizmet verdikten sonra Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret ve Şirketler Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT’un hukuk pratiği özellikle fikri mülkiyet hakları ve haksız rekabet hakları konusunda yoğunlaşmıştır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz