Nis 15, 2018
1064 Görüntüleme

İnstagram Paylaşımları, Marka İhlali, Tüzel Kişiliğin Kişilik Haklarının İhlali

Yazan
banner

5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”un “içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi” başlıklı 9/1. maddesinin uygulanma şartları;
– İnternet ortamında erişime sunulan bir yayın bulunması,
– Erişime sunulan yayın içeriği nedeniyle, gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşların kişilik haklarının ihlal edilmesidir.

Markanın sahibinin itibarını zedeleyici, sahibini toplum önünde rencide edici, marka hakkı sahibinin saygınlığına leke düşürebilecek bir takım paylaşımların internet ortamında erişime sunulması fiili, kanunda aranan diğer şartlar oluştuğunda başlı başına kişilik haklarını ihlal eden bir hukuka aykırı fiil olarak kabul edilebilir. Ancak, henüz marka hakkına saldırı gerçekleştirdiği dahi ispatlanamayan sanal ortamda sırf fotoğraftan ibaret görüntü ve paylaşımların yapılması fiiliyle, başvuran tüzel kişinin, 5651 sayılı kanunun aradığı türden acilen giderilmesi gerekli olan, hatta bunun için ayrı bir mevzuatta düzenlenen, çoğu zaman kişilerin düşünce ve ifade özgürlüğünü sınırlama riskiyle karşılaşılan “erişimin engellenmesi” şeklinde bir güvenlik tedbiri uygulanmasını gerektiren bir kişilik hakkı ihlalinden bahsetmek imkansızdır.

İNSTAGRAM PAYLAŞIMLARI • FİKRİ MÜLKİYET

ÖZET: Marka hakkına saldırı olduğu gerekçesiyle 5651 sayılı yasaya dayanılarak erişim engelleme
si kararı verilemez.
Marka hakkının ihlali gerekçesiyle instagram üzerinden yayımlanan resimler kişilik hakları ihlali olarak bu aşamada değerlendirilemez.
Y. 19 CD., E: 2016/74, K: 2017/4574, T. 15.05.2017
Talepte bulunan Önce Dizayn Ses ve Görüntü Sistemleri San. ve Tic. Ltd. Şti.” vekili Av. …’nın 10/07/2015 tarihli dilekçesi ekinde yer alan fo
toğraflarda içeriğinin engellenmesi talep edilen her bir URL’nin tek tek ve açıkça gösterilmesine, tedbir isteyen şirkete ait “ONCE” markalı tescilli ürünlerin aleyhine tedbir istenen gerçek kişiler tarafından taklitlerinin üretilerek satışının yapıldığı ve talebe konu fotoğrafların bu amaçla kullanıldığı hususlarının ileri sürülmesine rağmen, Bursa 1. Sulh Ceza Hakimliğince, talepte bulunanın erişimin engellenmesini istediği URL adreslerini dilekçesinde bildirmediği ve kendisine ait olduğu iddia edilen müzik aletlerinin tek başına fotoğraflarının paylaşılmasının hukuka aykırı olmadığı şeklindeki dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçeye dayanılarak talebin reddine karar verilmesi karşısında, itirazın bu yönden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla,
Gereği görüşülüp düşünüldü: Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”un “içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi” başlıklı 9/1. maddesinin uygulanma şartları;
– İnternet ortamında erişime sunulan bir yayın bulunması,
– Erişime sunulan yayın içeriği nedeniyle, gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşların kişilik haklarının ihlal edilmesidir.

Söz edilen yasal düzenlemeyle, kişilik hakkı ihlal edilenlerin “erişimin engellenmesi” konulu taleplerini içerik veya yer sağlayıcısından veya bu hususta karar almaya görevli ve yetkili Sulh Ceza Hakimliğinden isteyebileceği, alınan kararların doğrudan Erişim Sağlayıcıları Birliğine gönderilerek yerine getirilmesini, erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından kaldırılması halinde hakim kararlarının da kendiliğinden ortadan kalkacağını ve bu hususta alı
Başvuruya konu edilen soruşturma dosyası incelendiğinde; şikayete konu maddi olay, şüphelilerin, şikayetçi şirketin ürettiği ürünlere benzer
nitelikteki ses sistemleri üzerine, şikayetçi tüzel kişinin sahip olduğu tescilli markasını kullanmaları suretiyle marka hakkına tecavüz etmeleri ve bu haksız kullanımlarının fotoğraflarını “İnstagram” adlı web sitesinde kendi açtıkları hesap üzerinden yayınlamalarıdır.
Şikayetçi vekili, şikayetini ve yazının paylaşıldığı İnstagram sitesine ait fotoğraf çıktılarını, URL adreslerini, marka tescil belgesinin bir örneğini,
Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesince 2015/38 D.İş dosyasında yapılan keşif ve bilirkişi raporunu, erişime engellenmesi talepli başvurusunda belgelemiş, suça konu İnstagram paylaşımlarının, müvekkili olan şirketin kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle, yazının yayınlandığı URL adreslerinin derhal erişime engellenmesini istemiştir. Şikayetçinin talebi, Bursa 1. Sulh Ceza Mahkemesince “erişimin engellenmesi istenilen URL adreslerinin talep dilekçesinde açıkça belirtilmediği ve müştekiye ait olduğu iddia edilen müzik aletlerinin fotoğraflarının paylaşımı eyleminin tek başına kişilik haklarına aykırılık taşımadığı” gerekçesiyle reddedilmiştir.
Şikayetçi tarafından bu karara itiraz edilmiş, itiraz üzerine karar veren merci ise; gerekçesiz bir şekilde “alınan kararda bir isabetsizlik olmadığı” nedeniyle itirazın reddine karar vermiştir.
Kanun yararına bozma yolunda incelenerek çözülmesi gereken sorun; 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesinde aranan “internet yoluyla yapılan yayın içeriği nedeniyle erişimin engellenmesini talep edenin, kişilik haklarının ihlal edilip edilmediği” hususudur. Bu hususun açıklığa kavuşması için “kişilik haklarının ihlali” kavramının tüzel kişiler özelinde ele alınması, şikayetçinin iddia ettiği gibi “marka hakkına internet aracılığıyla yapılan saldırı” eyleminin, 5651 sayılı Kanun kapsamında başlı başına tüzel kişinin kişilik haklarının ihlali sayılıp sayılmayacağının açıklanması gerekmektedir.

I. TÜZEL KİŞİLERİN KİŞİLİK HAKLARININ İHLALİ:
Kişilik hakları; özel hukukta kişinin doğumuyla birlikte kazandığı ve üzerine kişisel gelişimiyle birlikte her geçen gün yeni değerler kattığı kişiliğinin, maddi ve manevi bütünlüğünün, isminin, mesleki kariyerinin, ailesinin ve hatta sosyal çevresinin kişi üzerinde oluşturduğu, kısacası kendini gerçekleştirme yolunda elde ettiği tüm kazanımlarının ve menfaatlerinin, hukuk düzeni tarafından koruma altına alınan yönüdür. Medeni hukuk özelinde kişilik hakları, kategorik anlamda mutlak haklar içinde yer alan, her zaman var olan, zamanla tükenmeyen, herkese karşı ileri sürülebilen, çoğu zaman kişiye sıkı sıkıya bağlı ve devredilemeyen haklardandır.
Kanun yararına bozmaya konu olayda erişimin engellenmesini talep eden bir özel hukuk tüzel kişisidir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Tüzel kişilik” başlıklı 47. maddesi, “…Başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları
ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar..” hükmüyle, tüzel kişilerin, toplumsal yaşayışta bireylerin dağınık güçlerini bir araya toplayan, onları koruyan, faaliyet alanlarını genişleten ve insanların tek başlarına gerçekleştiremeyecekleri bireyüstü amaçları gerçekleştiren amaç birlikleri olduğu (Ergün ÖZSUNAY, Medeni Hukukumuzda Tüzel Kişiler, 5.baskı, İstanbul 1982, s. 3) belirtilmektedir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere tüzel kişiler bağımsız varlığa ve iradeye sahip olduğundan, iradesini organları aracılığıyla kullanan hak ve borçlara ehil hukuki varlıklardır.
Bu nedenle kişi olma yönünden, kural olarak gerçek kişilerle tüzel kişiler arasında fark gözetilmemiştir. Haklara ve borçlara ehil varlıklar olma bakımından eşit durumdadırlar.
Anılan Kanun’un “Hak ehliyeti” başlıklı 48. maddesiyle; “..Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler…” hükmüyle, tüzel kişilerin yaradılış gereği insana dair olan cinsiyet, yaş, hısımlık gibi özel likleri dışında tüm hak ve borçlara sahip olabileceği düzenlenmiştir. Medeni Kanundaki bu ayrık durum dışında kişi sayılma bakımından gerçek ve tüzel kişiler arasında fark gözetilmemiştir. Kişi kavramı da hem gerçek kişileri (insanları) hem de tüzel kişileri (dernek, köy, belediye, şirket vb,) içine alan geniş bir kavramdır.

Aynı Kanun’un “Kişiliğin korunması” üst başlığında yer alan 24. maddesindeki; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâ-
kimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal
yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırı-dır.” düzenlemesiyle, herhangi bir hukuka uygunluk sebebi olmaksızın kişilik hakkına karşı yapılan her saldırının hukuka aykırı olduğunu ve bu saldırıya uğrayan kimsenin hakimden bu özel düzenlemeye göre de koruma isteyebileceğini düzenlemektedir.
Yukarıda atıf yapılan mevzuat ve adı geçen temel kavramların değerlendirildiği Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.02.2012 tarihli, 2011/4-
687 E. 2012/26 K. sayılı kararında; “…Bir şahsın kişiliğine bağlı, fiziki, manevi ve fikri varlığı üzerinde kişi olma sıfatıyla sahip bulunduğu kişisel değerler üzerindeki mutlak hakka kişilik hakkı denir. Kişilik kavramı en geniş anlamda kişiyi ve onun kişilik haklarını kapsamaktadır.
Kişilik hakkı çeşitli kişisel değerlerden oluşan bir bütünlük arz eder. Kişilik hakkı bir şahsın kişiliğini oluşturan maddi ve manevi değerleri
kapsar. Kişinin özel yaşamı, beden bütünlüğü, şeref, haysiyeti, onuru, saygınlığı, sağlığı, özel yaşamının gizliliği, resmi adı, eseri, sözü, ekono
mik hareket serbestliği ve özgür olma hakkı bu değerlerdendir.
Kanun koyucu kişilik haklarını oluşturan değerlerin sürekli değişen ve gelişen yansımalarını dikkate alarak sınırlandırma yoluna gitmemiş;
kişisel değerlerden oluşan kişilik hakkı esnek bir çerçeve içinde ele alınmıştır.
Medeni Kanunda açıkça düzenlendiği gibi tüzel kişiler cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği olarak ancak insanlara özgü olanlardan başka
bütün hakları edinebilirler ve borç altına girebilirler.
Tüzel kişiler insanlar gibi canlı varlıklar değildirler. Onlara hukuk düzeni tarafından kişi olma özelliği bazı sosyal ve ekonomik ihtiyaçlar nedeniyle verilmiştir. Tüzel kişiler yaradılış gereği insana has olan kişisel değerler dışında, gerçek kişiler gibi kişilik hakkına sahiptir. Gerçek kişiler gibi tüzel kişilerinde şeref ve haysiyeti gibi kişisel değerleri ve bunlardan oluşan kişilik hakları vardır. Şeref, haysiyet ve özel yaşam hakları TMK’nın 24. maddesinde düzenlenen şahsiyet hakları arasında yer almaktadır. Bu nedenle söz konusu haklar mutlak haklardan olduğundan herkese karşı koruma imkanı sağlar.

Tüzel kişiler insanlar gibi maddi- organik bir yapıya sahip olmadıklarından dolayı onların bedensel bütünlüğü, yaşamı, sağlığı gibi, maddi bedensel değerler üzerinde kişilik haklarının varlığı tabi olarak söz konusu olmamakla birlikte saygınlık, onur, sır çevresi gibi manevi nitelikteki kişisel değerlerle, mesleki ve ekonomik kişisel değerlere gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de sahip olduğu söylenilebilir. Tüzel kişilerin kişisel değerler üzerindeki kişilik haklarının korunması gerekir. (Alim TAŞKIN, “Tüzel Kişilerin Kişilik Haklarının Korunması”, AÜHFD., 1991, C. 42, s. 1- 4, s. 208- 230).
Bu nedenle tüzel kişinin ekonomik faaliyetini yürütürken kazandığı saygınlık, onun kişisel değerleri içinde yer alır. Ticari şeref ve haysiyetin çiğnenmesi, onun ekonomik yaşam içindeki yerini ve durumunu sarsabilir. Ekonomik itibar da tüzel kişinin şeref ve haysiyetinin bir görüntüsüdür. Tüzel kişinin ekonomik faaliyetleri de toplum tarafından değerlendirilmektedir. Tüzel kişiliğe sahip bir şirketin ödeme gücüne ilişkindeğerlendirmeler, o tüzel kişinin toplumsal şeref ve haysiyeti ile yakından ilgilidir.
Tüzel kişinin kişilik haklarından olan onur ve saygınlığı onun korunan değerlerinin başında gelir. Bu nedenle tüzel kişi onur ve saygınlığından vazgeçemeyeceği gibi, bu değerlerini hukuka ve ahlaka aykırı olarak da sınırlayamaz…” şeklinde belirtildiği üzere tüzel kişilerin de kişilik haklarına saldırı nedeniyle koruma yollarından birisi olan “manevi tazminat”talep edebilecekleri sonucuna oybirliğiyle ulaşılmıştır.
Netice itibariyle, Medeni Kanun özelinde tüzel kişilerin sahip olabilecekleri saygınlık, onur, sır çevresi, mesleki ve ekonomik kişisel değerleri
ne saldırı sonucu başvurabileceği yollar, başta Medeni Kanun olmak üzere pek çok özel kanunda yer almakta olup, ana hatlarıyla, gerçekleşebilecek bir haksız saldırının önlenmesi, mevcut bir saldırının ortadan kaldırılması, bitmiş bir saldırı nedeniyle uğranılan zararın tazmin edilmesidir.
Haksız fiil, hukuka aykırı fiil ve suç kavramları şüphesiz birbirinden farklı tanımları olan kavramlardır. Sırasıyla, “haksız fiil”; bir kişinin veya
toplumun değişen ve göreceli menfaatlerini ihlal eden, içinde mutlaka bir haksızlık bulunan davranışı, “hukuka aykırı fiil”; yazılı ve yazısız hukuk kurallarında yer alan, hukuk düzenince meşru ve kabul edilebilir sınırların dışına çıkan, çoğu zaman bir tazminat veya bazen de ceza sorumluluğunu birlikte gerektiren davranışı, en basit tanımıyla “suç” ise; ceza kanunlarında tanımı ve sınırları açıkça çizilen, hukuka aykırı maddi ve manevi unsurları belirli, kişilerce yapılmaması gerektiği bilinen veya bilinmesi gereken, karşılığında bir hapis, para cezası veya güvenlik tedbiri gibi maddi yaptırımları olan davranışları içerir.

Ceza kanunları ve yargılama usulü çerçevesinde, gerçek ve tüzel kişilerin kişilik haklarına karşı yönelen ve konusu suç oluşturan bazı fiillerin,
başta 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu olmak üzere, pek çok özel kanunda yer alan suç tanımlarında ceza ve güvenlik tedbiri uygulanması yoluyla, ayrıca maddi yaptırımlara tabi tutulduğu görülmektedir.
Tüzel kişilerin de tıpkı gerçek kişiler gibi ceza yargılamasının bir aktörü olduğu da tartışmasızdır. Keza 5237 sayılı TCK’nın “tüzel kişiler
hakkında güvenlik tedbirleri” başlıklı 60. maddesi, gerçek kişiler tarafından işlenen bir suçta kullanılan tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmedilebileceğini düzenleyerek, tüzel kişilerin eylemlerinin maddi bir yaptırıma bağlanabileceğini öngörmekte, 5271 sayılı CMK’nın “kamu davasına katılma” başlıklı 237. maddesi, “Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler…” hükmüyle tüzel kişilerin suçun mağduru, suçtan zarar gören, şikayetçi veya malen sorumlusu ve hatta kamu davasının katılanı olabileceğini düzenlemektedir.
Hal böyleyken uyuşmazlığa konu edilen olayda, bir tüzel kişi olan limited şirketin, “saygınlık, onur, sır çevresi, mesleki ve ekonomik kişisel
değerleri” gibi, tüzel kişiliğe özgü kişilik haklarına karşı, yukarıda anlatılan türden yönelen herhangi bir ihlal niteliğindeki yayının engellenmesini isteme hakkına ehil olduğu değerlendirilmiştir.
II. 5651 SAYILI KANUN BAĞLAMINDA KİŞİLİK HAKLARINI İHLALİ İLE MARKA HAKKINA TECAVÜZ SUÇU:
Tüzel kişilerin kişilik haklarının kapsamı ve bu hakka yönelen saldırıya dair sahip oldukları hukuki ve cezai yetkileri yukarıdaki açıklamalarla
özetlenmeye çalışılmıştır.
5651 sayılı Kanun’un, Avrupa Birliği müktesabatı ve direktiflerine uyum gerekçesiyle yürürlüğe giren 6518 sayılı Kanunla değişik 9. madde
siyle; internet üzerinden yapılan ve kişilerin sahip olduğu kişilik haklarına karşı ihlal niteliğinde saldırıların hızlı ve etkin biçimde engellenmesi amaçlanmaktadır.
Kanun yararına bozmaya konu somut olay, şikayet eden tüzel kişinin sahip olduğu ve kullanmakta olduğu tescilli “Once” markasının, şikayet
edilenler tarafından kullanılarak, aynı faaliyet alanında üretilen değişik ses sistemi ürünleri (hoparlör) üzerinde fotoğraflanması ve bu fotoğrafların internet üzerinden yayınlanması eylemidir. Şikayetçi ve içeriğe erişimin engellenmesini talep eden tüzel kişi, bu yolla kişilik haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun “Ticari işletme” kitabının “Bütünlük İlkesi” başlıklı 8. maddesinde, “…Ticari işletme, içerdiği malvarlığı
unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün hâlinde devredilebilir ve diğer hukuki
işlemlere konu olabilir. Aksi öngörülmemişse, devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikrî mülkiyet haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını içerdiği kabul olunur. Bu devir sözleşmesiyle ticari işletmeyi bir bütün hâlinde konu alan diğer sözleşmeler yazılı olarak yapılır, ticaret siciline tescil ve ilan edilir…” hükmüyle, tüzel kişilerin sahip oldukları fikri mülkiyet haklarının ticari işletmenin bütünlüğü içinde bulunduğunu, ticari işletmenin devri halinde, ayrıca bir açıklama yoksa fikri mülkiyet haklarının da kural olarak ticari işletmeye bağlı olduğunu, ancak istisna tutulmak suretiyle, bir fikri mülkiyet hakkının ayrıca devre konu olabileceğini, dolayısıyla alınıp satılabileceğini düzenlemektedir.
10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun “Marka hakkına tecavüze ilişkin cezai hükümler” başlıklı 30.
maddesi, “…Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle
tecavüz ederek mal üreten veya hizmet sunan, satışa arz eden veya satan, ithal ya da ihraç eden, ticari amaçla satın alan, bulunduran, nakleden veya depolayan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır…”,
Aynı Kanun’un”Marka hakkına tecavüz sayılan fiiller” başlıklı 29. maddesi, “…Aşağıdaki fiiller marka hakkına tecavüz sayılır; a) Marka sahibi
nin izni olmaksızın, markayı 7 nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmak,
b) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek…”
Söz edilen Kanun’un marka tescilinden doğan hakların kapsamı ve istisnaları” başlıklı 7. maddesi, “(1)Bu Kanunla sağlanan marka koruması
tescil yoluyla elde edilir.
(2) Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir.
Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması hâlinde, aşağıda belirtilen fiille
rin önlenmesini talep etme hakkı vardır:
a) Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına
giren mal veya hizmetlerde kullanılması…
(3) Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması hâlinde, ikinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir:

a) İşaretin, mal veya ambalajı üzerine konulması.
b) İşareti taşıyan malların piyasaya sürülmesi, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi, bu amaçlarla stoklanması veya işaret altında hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi.
c) İşareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi.
ç) İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması.
d) İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması.
e) İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması.
f) İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması…” hükümleriyle, marka hakkına internet yoluyla yapılan tecavüz fiillerinin hukuka aykırılık teşkil eden boyutunu ve bunlardan hangi şartlarda cezalandırılması gerektiğini düzenleme altına almıştır.
Somut uyuşmazlığın dava konusu fiilde internet yoluyla yapılan bir kişilik hakkı ihlalinin olup olmadığı olduğunu hatırlatmakta fayda vardır.
Kişilik hakkının yukarıda anlatılan tanımından yola çıkılacak olursa, kişinin herkese karşı her zaman ileri sürebileceği, zamanla ortadan kaybolmayan, çoğu zaman kişiye sıkı sıkıya bağlı ve devredilemeyen haklardan olduğu aşikardır. Kişilik hakkına karşı yapılan saldırının, çoğu zaman kişinin saygınlık, itibar ve haysiyet gibi temel değerlerini zedeleyici nitelikte olabileceği, netice itibariyle manevi tazminata da konu edilebileceği yukarıda özel hukuk bağlamındaki örnek kararla birlikte açıklanmıştır.
Türk Ticaret Kanununda yer alan düzenleme karşısında, marka hakkının bir fikri mülkiyet hakkı olduğu, dolayısıyla zamanla kaybolmayan
mutlak haklardan olduğu, ancak medeni hak kategorisinde mal varlığına dair haklardan olduğu ortadadır. Bunun karşısında, 5651 sayılı Kanun’da koruma altına alınan “kişilik hakları” ise kategorik olarak şahıs varlığına dair haklarındandır.
Özetle, 5651 sayılı Kanun kapsamında internet yoluyla yapılan yayınlarda korunan temel hak olan “kişilik hakkı” ile mal varlığı haklarından
olan “marka hakkının” ihlali veya bu haklara yapılan saldırı fiillerinin de birbirinden ayırt edilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Buna göre, örneğin; şikayetçinin “Once” adlı markayı üreten tüzel kişiliğinin veya bu markanın sahibinin itibarını zedeleyici, sahibini toplum önünde rencide edici, marka hakkı sahibinin saygınlığına leke düşürebilecek bir takım paylaşımların internet ortamında erişime sunulması fiili, kanunda aranan diğer şartlar oluştuğunda başlı başına kişilik haklarını ihlal eden bir hukuka aykırı fiil olarak kabul edilebilir. Ancak, henüz marka hakkına saldırı gerçekleştirdiği dahi ispatlanamayan sanal ortamda sırf fotoğraftan ibaret görüntü ve paylaşımların yapılması fiiliyle, başvuran tüzel kişinin, 5651 sayılı kanunun aradığı türden acilen giderilmesi gerekli olan, hatta bunun için ayrı bir mevzuatta düzenlenen, çoğu zaman kişilerin düşünce ve ifade özgürlüğünü sınırlama riskiyle karşılaşılan “erişimin engellenmesi” şeklinde bir güvenlik tedbiri uygulanmasını gerektiren bir kişilik hakkı ihlalinden bahsetmek imkansızdır.
Keza, şüphelilerin işyeri adresinde yapılan delil tespiti dosyasında ve bilirkişi raporunda şikayetçinin sahip olduğu markanın kullanıldığı ürün yelpazesinden taklit edilmiş ürünlerin tespit sırasında işyerinde görüldü-
ğü, Cumhuriyet Savcılığı tarafından iki gün sonra başlatılan soruşturma sonucu alınan arama kararına istinaden aynı işyerine gidildiğinde ise şüphelilerin tüm işyerini boşaltarak terk ettiklerini, şüphelilerin kullandıkları ve sahibi oldukları iddia edilen “master-studio-net” adlı İnstagramsitesindeki değişik URL adreslerinde, taklit edilen ürünlerin fotoğraflarının bulunduğu, şikayetçinin kendi adına ürünlerinde kullanmak üzere tescil ettirdiği “ONCE” markasının kullanıldığı ürünlerin değişik yerlerde birden fazla renk ve ebatta satışa arz veya satış sonrası görüntülenenfotoğraflarının yayınlandığı yönündeki deliller, ancak marka hakkına tecavüz fiilinin ispatlanması için soruşturma aşamasında toplanan delillerolabilir.
Açıklanan nedenlerle şikayetçi tüzel kişiye ait markanın üzerinde bulunduğu ses sistemi ürünlerinin fotoğraflarının sanıklar tarafından İns
tagram adlı web sitesinde kendi açtıkları hesap üzerinden yayınlanması eyleminde tüzel kişinin kişilik hakkının ihlal edilmediği anlaşılmakla,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği bu nedenle yerinde görülmediğinden, kanun
yararına bozma isteminin REDDİNE, 15.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yazı Kategorileri:
Genel
Emre Kurt

2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Kırkağaç 6. Jandarma Er Eğitim Alayı Manisa’da Disiplin Subayı olarak askeri hizmet verdikten sonra Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret ve Şirketler Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT’un hukuk pratiği özellikle fikri mülkiyet hakları ve haksız rekabet hakları konusunda yoğunlaşmıştır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz