Ara 24, 2018
225 Görüntüleme

Doktorun Sorumluluğu, Ameliyat Sırasında Vefat

Yazan
banner

Davadaki ileri sürülüşe ve kabule göre dava temelini vekillik sözleşmesi oluşturmakta olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (B.K. 386-390). Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de; bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın yaptığı işlemlerin eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır (B.K. 390/2 md). Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan dahi sorumludur (B.K. 321/1 md). O nedenle vekil konumunda olan doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif dahi olsa sorumluluğunun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastasının zarar görmemesi için mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu, tıbbi açıdan zamanında gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedavi yöntemini de gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir tercih yaparken de hastasının ve hastalığının özelliklerini gözönünde tutmalı, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmalı, en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de hasta, tedavisini üstlenen meslek mensubu doktorundan tedavisinin bütün aşamalarında mesleğin gerektirdiği titiz bir ihtimam ve dikkati göstermesini, beden ve ruh sağlığı ile ilgili tehlikelerden kendisini bilgilendirmesini güven içinde beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, B.K.nun 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır.

YARGITAY
13.Hukuk Dairesi

Esas: 2006/10068
Karar: 2006/13288
Karar Tarihi: 10.10.2006

ÖZET: Davacılardan E……..’ın eşi ve diğer davacının annesi S…… Davalı şirkete ait hastaneye dava dışı Dr. M….. tarafından operasyon gerçekleştirilmek için yatırılmış,davalı Dr. A….’da bu ameliyata anestezi uzmanı olarak katılmıştır. Ameliyat sırasında hastanın beyin fonksiyonları durmuş ve sonrasında vefat etmiştir. Davalı doktor hakkında açılan ceza davası 4616 sayılı yasa gereğince ertelenmiş olduğuna göre kesinleşmiş mahkeme kararı bulunduğundan söz edilemez. Mahkemece ceza davasında alınan Adli Tıp ve Yüksek Sağlık Şurası raporlarına dayanılarak sonuca gidilmiştir. Davalılar tarafından bu raporlara itiraz edilmesine rağmen mahkemece bu itirazlar üzerinde yeterince durulmamıştır.

(818 S. K. m. 321, 390, 394 )

Taraflar arasındaki maddi manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı A…. avukatı tarafından duruşmalı diğer davalı ve davacı avukatınca da duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı A…. ve vekili avukat C…… ile davacılar vekili avukat İzzet gelmiş, diğer davalı tarafından gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacılar, müşterek murisleri S……’nin 24.08.1998 tarihinde davalı şirkete ait özel hastanede sezeryan ameliyatı ile doğum yaparken beyin fonksiyonlarının durup komaya girdiğini,anestezi uzmanı davalı doktorun kusurlu davranışı nedeniyle komadan çıkamayıp 04.09.1998 tarihinde vefat ettiğini ileri sürerek toplam 100.000.000.000 TL maddi ve manevi tazminatın davalılardan alınmasını istemişlerdir.

Davalılar, doktor hatası olmadığını, zamanaşımı süresinin dolduğunu, ceza mahkemesince verilen erteleme kararının kesin hüküm oluşturmayacağını ve ceza mahkemesinde alınan bilirkişi raporlarının bağlayıcı olmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne;her bir davacı için 5.000 00 er YTL maddi,davacı A….. çin 15.000 00 YTL,davacı E…….. için 7.500.00 YTL manevi tazminatın dava tarihinden yasal faizi ile davalılardan alınmasına karar verilmiş hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

1- Dava, sezeryanla doğum ameliyatı sırasında hatalı anestezi uygulandığı ve bu nedenlerle ölüm gerçekleştiği iddiasına dayalı maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.

Davada, davalı hastanenin doğumun gerçekleştirilmesi amacıyla kendisine başvuran davacıyı, görevli doktorları aracılığı ile doğumu gerçekleştirmeyi üstlendiği açıktır. Uyuşmazlık ameliyat sırasında anesteziyi yapan davalı doktorun hukuka aykırı bir eyleminin, kusurunun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Davadaki ileri sürülüşe ve kabule göre dava temelini vekillik sözleşmesi oluşturmakta olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (B.K. 386-390). Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de; bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın yaptığı işlemlerin eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır (B.K. 390/2 md). Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan dahi sorumludur (B.K. 321/1 md). O nedenle vekil konumunda olan doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif dahi olsa sorumluluğunun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastasının zarar görmemesi için mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu, tıbbi açıdan zamanında gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedavi yöntemini de gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir tercih yaparken de hastasının ve hastalığının özelliklerini gözönünde tutmalı, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmalı, en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de hasta, tedavisini üstlenen meslek mensubu doktorundan tedavisinin bütün aşamalarında mesleğin gerektirdiği titiz bir ihtimam ve dikkati göstermesini, beden ve ruh sağlığı ile ilgili tehlikelerden kendisini bilgilendirmesini güven içinde beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, B.K.nun 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır.

Somut olayda, davacılardan E……..’ın eşi ve diğer davacının annesi S…… Davalı şirkete ait hastaneye dava dışı Dr. M….. tarafından operasyon gerçekleştirilmek için yatırılmış,davalı Dr. A….’da bu ameliyata anestezi uzmanı olarak katılmıştır. Ameliyat sırasında hastanın beyin fonksiyonları durmuş ve sonrasında vefat etmiştir. Davalı doktor hakkında açılan ceza davası 4616 sayılı yasa gereğince ertelenmiş olduğuna göre kesinleşmiş mahkeme kararı bulunduğundan söz edilemez.

Mahkemece ceza davasında alınan Adli Tıp ve Yüksek Sağlık Şurası raporlarına dayanılarak sonuca gidilmiştir.

Davalılar tarafından bu raporlara itiraz edilmesine rağmen mahkemece bu itirazlar üzerinde yeterince durulmamıştır. Bu durumda mahkemece davalıların ceza dosyasında alınan raporlara vaki itirazları üzerinde durularak üniversiteden konusunda uzman, anestezi ve kadın doğum hastalıkları uzmanlarının da bulunduğu üç kişilik bilirkişi heyetinden açıklamalı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak olayda davalı doktor ve hastahanenin kusuru olup olmadığı belirlenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

2- Bozma nedenine göre tarafların diğer itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

Sonuç: 1. Bent gereği temyiz olunan hükmün davalılar yararına BOZULMASINA 2. bent gereği tarafların sair itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde taraflara iadesine, 450 YTL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalılara ödenmesine, 10.10.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

Ankara avukatı olunması nedeniyle Türk Patent’in kararlarına karşı davalar, marka hükümsüzlüğü davaları, patent davaları, tasarım davaları, Türk Patent’in Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’na(YİDK) karşı davaların yanında marka vekili olunması itibarıyla Türk Patent Markalar Dairesi kararlarına karşı itirazlar, haksız rekabet davaları, alan adı davaları ve tahkimleri, marka ve patent ceza hukuku, telif hakları, tüketici hukuku, doktorlara, hastanelere karşı açılan malpraktis ağırlıklı olarak çalışma alanlarımızdır. İstanbul’daki şubemizin yanında ülkenin her yerinde davalarımız ve iş birliği yaptığımız avukatlarımız mevcuttur.

Yazı Kategorileri:
Blog · Makaleler

2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Kırkağaç 6. Jandarma Er Eğitim Alayı Manisa’da Disiplin Subayı olarak askeri hizmet verdikten sonra Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret ve Şirketler Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT’un hukuk pratiği özellikle fikri mülkiyet hakları ve haksız rekabet hakları konusunda yoğunlaşmıştır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz