Oca 31, 2020
309 Görüntüleme

Markanın Önceye Dayalı Kullanım Nedeniyle Hükümsüzlüğü

Yazan
banner

SMK m. 6/3’e göre; Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.

Tescilsiz bir markanın, işletme adının, ticaret unvanının, eskiye dayalı kullanıma dayanarak tescil başvurMarusuna itiraz etme veya marka tescil edilmişse hükümsüzlük davası açma hakkı vardır.

Marka hukuku sistemimizde “tescil” esas olmakla birlikte bu madde kullanıma üstünlük tanıyarak önemli bir istisna yaratmıştır. Ancak tescil esas olduğu için sadece kullanımın değil belli bir yoğunlukta kullanımın ispatı aranmaktadır.

Burada sadece önceki işaretin belli bir yoğunlukta kullanılıyor olması yeterli olmayacak bu işaretin kapsamındaki emtianın da önceden tescilli emtia ile ayniyet ya da benzerlik taşıması gerekmektedir.

Birçok zaman marka unvan veya işletme adı olarak uzun zamandan beri kullanılmakla birlikte fişlere, faturalara isim yazılmadığından ispat sıkıntısı yaşanmakta ve bu maddeye dayana hükümsüzlük ve itirazlar başarısız olmaktadır.

YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2018/2275
K. 2019/3674
T. 13.5.2019
• MARKANIN HÜKÜMSÜZLÜĞÜ İSTEMİ (Davanın Esası Hakkında Karar Verilirken Davacının En Eskisi 2009 ve 2010 Yıllarına Dayanan Tanıtım Vasıtalarına Dayanılmış İse de Davalının da Tescil Kapsamındaki Hizmetler Yönünden Bu Tarihten de Önceye Dayalı Kullanımları Olduğu Savunmaları Değerlendirilmeksizin Karar Verilmesinin Doğru Görülmediği )
• AYIRT EDİCİ ÖZELLİK (Markanın Hükümsüzlüğü İstemi – Mahkemece Davacının Davalının Kullanımlarından Önce Markaya Konu İşarete Ayırt Edici Nitelik Kazandırıp Kazandırmadığı Belirlenmeksizin Karar Verilmesinde İsabet Bulunmadığı )
• GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ İLKESİ (Markanın Hükümsüzlüğü İstemi – Önceye Dayalı Kullanımların Marka Başvurusuna Karşı Çıkılan Tarafın Kullanımlarından da Önce Olması Gerektiği/556 S. KHK’nın 8/3. Md. Markanın Münferit Kullanımları İle Marka Tescil Kapsamı Dışında Kalan Mal ve Hizmetler Yönünden Kullanımlar Önceye Dayalı Hak Sahipliği Vermeyeceği )
KHK-556/m.8/3
ÖZET : Dava; markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Olaya uygulanacak mülga 556 Sayılı KHK’nın 8/3 maddesinde düzenlenen “gerçek hak sahipliği” ilkesi uyarınca, marka tescilinden önce tescil kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden markaya konu işaretin veya ibarenin yerelden daha geniş coğrafyada ve ciddi surette markasal kullanımı ve bu kullanımla markaya konu işarete belirli ölçüde ayırt edici nitelik kazandıranlar, markaya konu işaretin veya karıştırılmaya yol açacak ölçüde benzerinin başkalarınca marka başvurusuna konu edilmesi halinde marka tescil başvurusuna itiraz etme ya da markanın tescili halinde hükümsüzlüğünü talep etme hakkı bulunmaktadır. Ayrıca söz konusu önceye dayalı kullanımların, marka başvurusuna karşı çıkılan tarafın kullanımlarından da önce olmalıdır. Bununla birlikte, KHK’nın 8/3. maddesi, markanın münferit kullanımları ile marka tescil kapsamı dışında kalan mal ve hizmetler yönünden kullanımlar önceye dayalı hak sahipliği vermeyecektir.

Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince davanın esası hakkında karar verilirken, davacının en eskisi 2009 ve 2010 yıllarına dayanan tanıtım vasıtalarına dayanılmış ise de, davalının da tescil kapsamındaki hizmetler yönünden bu tarihten de önceye dayalı kullanımları olduğu savunmaları değerlendirilmeksizin ve ayrıca, davacının, davalının kullanımlarından önce markaya konu işarete ayırt edici nitelik kazandırıp kazandırmadığı belirlenmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamış olup, kararın bu nedenle davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. F. ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 13/04/2017 tarih ve 2016/308 E. – 2017/210 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 22/02/2018 tarih ve 2017/1256-2018/205 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili şirketin yaklaşık 30 yıldır oto ekspertiz cihazları, araç muayene cihazları ile otomobil servis ekipmanlarının satış, servis, ihracat ve kalibrasyon hizmetlerini verdiğini, Corhgi, Capelec, Technomotor, Spanesi ve Ecotechnics gibi firmaların tek yetkili distribütörü olduğunu, davalı şirketin 2011/01030 Sayılı “COMPUTEST” ibareli marka başvurusunun olduğunu, ancak davacının 1994 yılından bu yana “COMPUTEST’ ibareli markası ile hizmet verdiğini, bu ibareyi müvekkilinin sektörde maruf ve meşhur hale getirdiğini, markanın gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, davalı markasının müvekkilinin tescilsiz olarak kullandığı marka ile birebir aynı olduğunu, markanın kötü niyetli olarak tescil edildiğini, müvekkilinin markasından davalının haberdar olmamasının mümkün olmadığını, önceye dayalı hak sahipliği bulunduğunu, davacının markayı taınmış hale getirdiğini ileri sürerek, davalı adına tescilli 2011/01030 Sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkilinin, davacının “COMPUTEST” ibareli markayı kullandığını işbu davanın açılması ile öğrendiğini, müvekkilinin markasını davacıdan önce marka olarak kullandığını ve adına tescil ettirdiğini, müvekkilinin kötü niyetinin bulunmadığını, davanın 556 Sayılı KHK’nın 42. maddesinde düzenlenen 5 yıllık süre geçtikten sonra açıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; hükümsüzlüğü istenilen davalı markanın tescil tarihine göre 5 yıllık sürenin geçmediği, davacının tescilsiz kullanım ile markayı bilinir ve ayırt edilir hale getirdiğini ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karar aleyhine, davacı vekili istinaf kanun yolun başvurmuştur.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesince, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesinde; mahkeme kabulünün aksine 556 Sayılı KHK’nın 8/3 maddesi uyarınca markayı tescilsiz şekilde kullanan tarafın, gerçek hak sahiliğine dayanabilmesi için, markayı bilinir ve ayırt edici hale getirmesine gerek olmadığını, fiili olarak markasal kullanımın yeterli olduğunu, bu kapsamda davacının “COMPUTEST” ibaresini, hükümsüzlüğü istenen dava konusu markanın başvuru tarihi olan 06.01.2011 tarihinden önce başvuru kapsamında yer alan “kara araçları servis istasyonu hizmetleri” alanında markasal olarak kullandığı, bu hususun dosyaya sunulan Computest markalı cihazların satışına ilişkin faturalar, 15.06.2010 tarihli bayilik sözleşmesi, 2009 ve 2010 tarihli internet görselleri ile 2010 tarihli broşürlerle ispat edildiği, bu haliyle tescilsiz kullanımı ispat edilen mal ve hizmet sınıfları yönünden markalar arasında 556 Sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında iltibas tehlikesinin bulunduğu, davalı markasının kötü niyetli olarak tescil edildiği iddiasının ispat edilemediği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, HMK’nın 353/1-b-2. maddesi gereğince Ankara 3. F. ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 13.04.2017 tarih ve 2016/308 e. – 2017/210 k. sayılı kararın kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, davalı adına tescilli 2011/01030 Sayılı “computest” ibareli markanın 37. sınıfta yer alan “kara araçları servis istasyonu hizmetleri (bakım, tamir ve yakıt dolumu )” yönünden hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Olaya uygulanacak mülga 556 Sayılı KHK’nın 8/3 maddesinde düzenlenen “gerçek hak sahipliği” ilkesi uyarınca, marka tescilinden önce tescil kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden markaya konu işaretin veya ibarenin yerelden daha geniş coğrafyada ve ciddi surette markasal kullanımı ve bu kullanımla markaya konu işarete belirli ölçüde ayırt edici nitelik kazandıranlar, markaya konu işaretin veya karıştırılmaya yol açacak ölçüde benzerinin başkalarınca marka başvurusuna konu edilmesi halinde marka tescil başvurusuna itiraz etme ya da markanın tescili halinde hükümsüzlüğünü talep etme hakkı bulunmaktadır. Ayrıca söz konusu önceye dayalı kullanımların, marka başvurusuna karşı çıkılan tarafın kullanımlarından da önce olmalıdır. Bununla birlikte, KHK’nın 8/3. maddesi, markanın münferit kullanımları ile marka tescil kapsamı dışında kalan mal ve hizmetler yönünden kullanımlar önceye dayalı hak sahipliği vermeyecektir.

Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince davanın esası hakkında karar verilirken, davacının en eskisi 2009 ve 2010 yıllarına dayanan tanıtım vasıtalarına dayanılmış ise de, davalının da tescil kapsamındaki hizmetler yönünden bu tarihten de önceye dayalı kullanımları olduğu savunmaları değerlendirilmeksizin ve ayrıca, davacının, davalının kullanımlarından önce markaya konu işarete ayırt edici nitelik kazandırıp kazandırmadığıbelirlenmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamış olup, kararın bu nedenle davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 

SONUÇ : Yukarda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz isteminin kabulüyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 13.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Marka hukukunda ülkesellik ilkesi geçerli olduğu için markanın ülkemizde kullanımının kanıtlanması gerekmektedir.

YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2018/4210
K. 2019/5769
T. 24.9.2019
DAVA : Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 18/07/2017 tarih ve 2016/396 E- 2017/400 K. sayılı kararın davalı TPMK vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 06/06/2018 tarih ve 2018/31 E- 2018/681 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı TPMK vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili şirketin 9.sınıfta adına tescilli 2012/47324 Sayılı ve 9., 18. ve 35.sınıflarda adına tescilli 2015/31555 Sayılı “elago” ibareli markaların sahibi olduğunu, davalının bu marka ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki “ELAGO” ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere başvuruda bulunduğunu, 2015/21948 Sayılı başvurunun ilanı üzerine yaptıkları itirazın önce Markalar Dairesi Başkanlığınca, nihai olarak ise YİDK tarafından reddedildiğini, oysa müvekkili şirketin 2008 yılından itibaren aktif olarak markayı kullanmak suretiyle Dünya’da ve Türkiye’de mobil aksesuar satışında bulunduğunu, davalı şirketin de aynı sektörde faaliyet gösterdiğini, haksız ve kötüniyetli bir başvuru yaptığını, 556 Sayılı KHK’nın 8/3. maddesi anlamında müvekkilinin gerçek hak sahibi olduğunu, “Elago” ibaresinin aynı zamanda müvekkilinin ticari unvanı olduğunu, bu nedenle davaya konu kararın hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, TPMK YİDK’nın 01.08.2016 tarih ve 2016/M-7406 Sayılı kararının iptaline, tescili halinde markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı TPMK vekili, davacının itiraza mesnet gösterdiği markalardan 2012/47324 Sayılı marka başvurusunun itiraz aşamasında müddet olduğu, 2015/31555 Sayılı marka başvurusunun ise dava konusu işaretten sonraki tarihte olduğu için incelemeye esas alınamayacağını, davacının tescilsiz marka kullanımı veya işareti ticaret sırasında kullandığı iddiasına dayanabileceğini, ancak davacı tarafından itiraz aşamasında dava konusu işaret için hak kazanıldığına ilişkin yeterli düzeyde bilgi ve belge sunulmadığı için bu iddianın da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Davalı şirket, davaya cevap vermemiş ve herhangi bir savunmada bulunmamıştır. İlk derece mahkemesi, iddia, savunma, toplanan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; 2008-2009 yıllarında People Magazine dergisinde çıkmış olan reklamlar incelendiğinde, “elago” markalı telefon kılıfları, ipad kalemi, iphone kapağı, telefon kapak kenarı, ekran koruyucu film ve ekran koruyucu ürünlerin marka başvuru tarihinden önce Türkiye’de ticaret sırasında markasal olarak kullanıldığının ispata yeterli olduğu, davacının belirtilen ürünler açısından “elago” ibaresi üzerinde gerçek hak sahibi olduğu, davalı şirketin, davacı ile aynı sektörde faaliyet göstermesi ve davalı şirketin bir marka başvurusu yaparken basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü kapsamında, gerek TPMK kayıtları üzerinde gerekse internet arama motorları üzerinde marka araştırması yapmasının ticari olarak bekleneceği, Türkçe özel bir anlamı bulunmayan “elago” ibaresinin sektörde kullanıldığını bilmeksizin tesadüfen kendisine marka olarak seçmesinin ticari hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bu itibarla dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olarak yapıldığı gerekçesiyle, davanın kabulüyle TPMK YİDK’nın 01.08.2016 tarih ve 2016/M-7406 Sayılı kararının iptaline, 2015/21948 Sayılı markanın tescil edilmediğinden hükümsüzlüğe ilişkin bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Karar, davalı TPMK vekili tarafından istinaf edilmiştir.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20.Hukuk Dairesi tarafından tüm dosya kapsamında yapılan istinaf incelemesi sonucunda; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, herhangi bir anlam içermeyen fantezi bir ibareden oluşan markanın aynısının veya benzerinin haklı bir sebep olmaksızın aynı sektörde faaliyet gösteren davalı tarafından başvuru konusu yapılmasının, davacı markasından yararlanma amacını taşıdığı ve kötü niyetli olduğu (Yargıtay HGK’nın 16.07.2008 tarih ve 2008/11-501 E.-2008/507 K. sayılı kararı), bu itibarla ilk derece mahkemesinin TMK’nın 2.maddesi uygulanmak suretiyle davanın kabulüne yönelik kararının yerinde olduğu gerekçesiyle, davalı TPMK vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine karar verilmiştir.

Karar, davalı TPMK vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-) Davacı taraf, önceki tarihli markası ile gerçek hak sahipliği iddiasıyla davalının marka başvurusuna yaptığı itirazın reddine dair TPMK YİDK kararının iptali ile tescili halinde markanın hükümsüzlüğünü talep etmektedir.

Mahkemece, davalının markayı tescil ettirmemesi nedeniyle hükümsüzlük istemi yönünden karar verilmesine yer olmadığına, YİDK kararının iptali istemi yönünden ise davanın kabulüne karar verilmiştir.

TPMK YİDK kararının iptali davalarında, iptal isteminin kararın alındığı tarihteki koşullar ve YİDK’e sunulan deliller dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Davacı taraf, davalı tarafın marka başvurusuna 2012/47324 Sayılı “elago” markasına istinaden 556 Sayılı Marka KHK’nın 8/1-b, tanınmış markası bulunduğu iddiasına istinaden KHK’nın 8/4, önceye dayalı hak sahibi olduğu gerekçesiyle de KHK’nın 8/3 ve kötü niyetli marka başvurusu iddiasıyla itirazda bulunmuş, YİDK’nın, davacının itiraza gerekçe markasının hükümden düştüğü gerekçesiyle KHK’nın 8/1-b ve 8/4. Maddelerine dayalı itirazların, davalı marka başvurusu kapsamında bulunan 9 ve 18.sınıf mallar yönünden Türkiye’de yaygın ve yoğun kullanım sonucu her hangi bir hak elde edildiğine dair bilgi ve belge sunulmadığı gerekçesiyle KHK’nın 8/3.maddesine dayalı itirazın reddine karar verdiği anlaşılmaktadır.

İlk Derece Mahkemesince alınan bilirkişi raporunda, YİDK aşamasında sunulan deliller itibariyle, davacının önceye dayalı hak sahipliğini ispat edemediği ve YİDK kararının yerinde olduğu yönünde görüş bildirildiği ve Mahkemece de bu tespite karşı çıkılmadığı halde, hükümsüzlük davası yönünden sunulan deliller, sanki YİDK aşamasında sunulmuş delillermiş gibi hatalı değerlendirme yapılmıştır. Mahkemece, anılan husus üzerinde durulmadan KHK’nın 8/3 maddesi uyarınca YİDK kararının iptaline karar verilmesi doğru olmamış ve hükmün bu sebeple temyiz eden davalı kurum yararına bozulması gerekmiştir.

2-)Ayrıca, İlk Derece Mahkemesince davalı şirketin kötü niyetle marka başvurusunda bulunduğu gerekçesiyle de davanın kabulüne karar verilmiştir.Esasen kötü niyetle marka tescili mülga 556 Sayılı KHK’da açıkça düzenlenmese de, gerek KHK’nın 35/1.maddesinde yer alan markanın kötü niyetle tescil ettirilmek istenilmesine itiraz edilebileceğine ilişkin hüküm ile MK’nın 2.maddesi birlikte değerlendirilerek, Dairemizin yerleşik uygulamasına göre de kötü niyetle tescil bir hükümsüzlük sebebi olarak kabul edilmektedir.

Gerek Sınai Mülkiyetin Korunmasına Dair Uluslararası Paris Sözleşmesi, gerekse TRIPs Sözleşmesi ile olaya uygulanacak 556 Sayılı KHK’da marka tescilinde ülkesellik ilkesi benimsenmiştir. Diğer bir ifade ile kural olarak aynı sözcüğün bir ülkede her hangi biri adına, bir başka ülkede bir başkası adına tescil ettirilmesine engel bulunmamaktadır.

Somut olayda, davacı tarafça marka başvurusuna itiraz aşamasında, kötü niyetle tescil iddiasına delil olarak, markaların benzerliği ve internet alan adı bilgileri dışında başkaca bir delil sunulmadığı anlaşılmaktadır. Davalı şirketin, markayı kullanmak amacıyla değil de sırf başkalarına zarar vermek, başkalarının ticaretini engellemek gibi kötü niyet emaresi yönünde her hangi bir delil sunulmaksızın, tescil başvurusunda bulunulan markanın, bir başka ülkede başkaları adına tescilli olduğunu bilebiliyor olma ihtimali kötü niyetli marka başvurusu olarak değerlendirilemeyecek olup, Mahkemece hatalı değerlendirme ile kötü niyetli marka başvurusu gerekçesiyle de TPMK YİDK kararının iptaline karar verilmesi doğru olmamış ve hükmün bu sebeple de temyiz eden davalı kurum yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarda (1) ve (2) no’lu bentlerde açıklanan nedenlerle, davalı TPMK vekilinin temyiz istemlerinin kabulüyle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalı TPMK’ya iadesine, 24/09/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yazı Kategorileri:
Genel

2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Kırkağaç 6. Jandarma Er Eğitim Alayı Manisa’da Disiplin Subayı olarak askeri hizmet verdikten sonra Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret ve Şirketler Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT’un hukuk pratiği özellikle fikri mülkiyet hakları ve haksız rekabet hakları konusunda yoğunlaşmıştır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz