Nis 12, 2020
893 Görüntüleme

Marka Sessiz Kalma Şartları

Yazan

Sessiz kalma yoluyla hak kaybının söz konusu olabilmesi için öncelikle marka sahibinin markasının başkası tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilebilecek durumda olması gerekir. Olayın şartlarına göre markasının başkası tarafından kullanıldığını bilemeyecek durumda olanlar için sessiz kalma yoluyla hak kaybı söz konusu olmayacaktır.

banner

Sessiz kalma yoluyla hak kaybının söz konusu olabilmesi için öncelikle marka sahibinin markasının başkası tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilebilecek durumda olması gerekir. Olayın şartlarına göre markasının başkası tarafından kullanıldığını bilemeyecek durumda olanlar için sessiz kalma yoluyla hak kaybı söz konusu olmayacaktır. Mesela Çin menşeli bir markanın çok kısıtlı bir alanda uzunca bir süre kullanılmasından Çin’deki hak sahibinin haberdar olmasını beklemek hakkaniyete uygun düşmeyeceğinden böyle bir durumda sessiz kalma söz konusu olmayacaktır. Aksi halde marka ihlali yaratan kötü niyetli kişiler önce kullanımlarını sınırlı bir alanda tutabilir ve 5 yıllık süre geçtikten sonra ticaretlerini genişletebilirler.

İkinci olarak hak sahibinin süren ihlale karşı uzun süre sessiz kalması yani herhangi bir şekilde dava açmaması, marka hakkından doğan haklarını kullanmamış olması gereklidir. Yargıtay 11. HD 2014/149-2015/752 sayılı BOUCHE kararında; ihtaraname gönderilmesinin tek başına ihlale karşı konulma sayılmayacağını açıkça belirtmiştir. Ancak Yargıtay’ın Türkpatent nezdindeki itiraz ve ihtarı yeterli gördüğü kararı da vardır(Yargıtay 11. HD 2013/6839-2014/12097 İntel v İnteltek kararı). Dolayısıyla prensip olarak dava açılması gerekmekle birlikte olayın şartlarına göre Yargıtay ihtarnameyi ve marka tesciline itirazı da yeterli görebilmektedir.

Üçüncü olarak marka sahibinin 3. kişinin tescil veya kullanımına belirli süre sessiz kalmış olması gereklidir. SMK m. 25/6’da hükümsüzlük davaları için 5 yıllık hak düşürücü süre belirlenmiştir. Ancak ihlal davaları için saptanan bir süre olmadığından her olayın özelliklerine göre bu süre 5 yıldan az veya fazla olarak saptanabilmektedir. Bu konuda Yargıtay’ın çeşitli kararları olmakla birlikte Yargıtay HGK 2013/11-1358-2015/820 sayılı kararıyla sessiz kalma için 5 yıldan az bir süre olamayacağını belirtmiştir.

Sessiz kalma süresinin başlangıç tarihini belirlemede; tarafların iş veya akrabalık ilişkisi olup olmadığı, kullanımın yoğunluğu, markanın tanınmış olup olmaması, tarafların aynı sektörde faaliyet gösterip göstermemeleri gibi ilgili tüm faktörler dikkate alınır.

Sessiz kalma yoluyla hak kaybının söz konusu olabilmesi için markayı tescil ettiren ve/veya kullanan kişinin de iyi niyetli olması gereklidir. Bu kişi başlangıçta iyi niyetli olmasa bile sonradan davanın açılmayacağı yönünde önceki marka sahibinin davranışları nedeniyle haklı bir güven kazanarak markaya yatırım yapmışsa bu durumda başlangıçta kötü niyetli bile olsa kötü niyetin sonradan ortadan kalktığı kabul edilmektedir.

Yargıtay 11. HD’nin çeşitli kararlarında(2011/7104-2012/14860 sayılı Kral, 2010/6588-2011/17257 sayılı Erinoks, 2010/12137-2012/16604 sayılı Elite World) sessiz kalmanın MK m. 2’den kaynaklanıyor olması nedeniyle mahkemece re’sen dikkate alınması gerektiği içtihat edilmiştir.

Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybı 456

Sessiz Kalma, Markanın Piyasada Kullanılması Şartı

MESA Kararı; Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybı

Markanın Gençleştirilmesi Kavramı, Versiyon Markalar Açısından Sessiz Kalma

Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybı Hususunda Seçilmiş Yargıtay Kararları


2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret Hukuku ve Marka, Patent, Faydalı Model, Telif Hakları yan genel adıyla Fikri Mülkiyet Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT özellikle marka, patent ve haksız rekabet hakları konusunda yoğun olarak çalışmaktadır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz