May 1, 2020
200 Görüntüleme

Hükümsüzlük Davası Açabilecek Kişiler; LCW Kararı, Tanınmış Markanın Kullanılmaması

Yazan
banner

Hükümsüzlük davası açabilecek kişiler” hükümsüzlük sebepleri arasında ayrım gözetmeksizin sayılmış; böylece aktif dava ehliyetinin zarar gören kişilere, Cumhuriyet savcılarına ve ilgili resmi makamlara ait olduğu belirtilmiştir. Zarar gören kişi, zarara uğrayan veya uğrama tehlikesi altında bulunan, ya da söz konusu işareti kullanabilme olanağı haksız bir biçimde kısıtlanan yahut kısıtlanma tehlikesi altında olan herhangi bir gerçek veya tüzel kişidir. (Ü. tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, Dördüncü bası, 2005, sayfa 441.) Bu hükme göre “zarar haksız fiil veya sözleşme hukuku anlamında olmayıp, zarar gören kişi kavramı da geniş yorumlanman ve buna sadece hükümsüzlüğü gereken bir markanın kullanımı dolayısıyla mal varlığında bir azalma meydana gelmiş kişiler değil, bir menfaati veya hakkı halele uğramış tüm kişiler dahil edilmelidir. (Dr. H. karan, M. kılıç, Markaların Korunması 556 Sayılı KHK Şerhi Ve İlgili Mevzuat, sayfa 410.).

Davacı vekili, müvekkilinin lcl ibareli marka başvurusuna davalının lc Waikiki, lc Waikiki + şekil, lcW 479, lcW ve lcW denim ibareli markalarıyla benzer olduğu iddiasıyla yaptığı itirazın TPE tarafından kısmen kabul edildiğini, böylece davacının başvurusundaki bir kısım malların başvuru kapsamından çıkartıldığını, davalıya ait “lcW”, “lc Waikiki” ibareli markaların tescilli olduğu tüm ürünlerde kullanılmadığını ileri sürerek, davalıya ait “lc Waikiki” ve UlcW” ibareli markaların kullanmama sebebiyle hükümsüzlüklerine ve sicilden terkinlerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, tanınmış markanın kısmen hükümsüz kılınması durumunda üçüncü kişinin tanınmış markanın hükümsüz kılındığı alanlarda markayı kendi adına tescil ettirmesinin ve kullanmasının mümkün olmadığı, bu bakımından üçüncü kişilerin bireysel olarak zarar görmelerinin düşünülemeyeceği, davacının işbu davayı açmakta hukuki menfaatinin bulunmadığı, 556 Sayılı KHK md.43 hükmünün gerçek kişilere bu durumda dava açma yetkisi vermediği gerekçesiyle, davanın H.M.K.madde 115 uyarınca usulden reddine, karar kesinleştiğinde 556 Sayılı KHK md.43 uyarınca dava açma hakkı bulunan Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığıyla Türk Patent Enstitüsü’ne ihbarda bulunulmasına karar verilmiştir.

556 Sayılı KHK’nın 14. maddesine göre, “markanın tescil tarihinden itibaren haklı bir neden olmadan kullanılmaması veya bu kullanıma beş yıllık bir süre için kesintisiz ara verilmesi halinde marka iptal edilir.” Aynı KHK’nın 42/1-(c) bendine göre de, “14. maddeye aykırılık hükümsüzlük nedenidir.” Böylece, tescilli marka hakkı sahibine markanın tescil edildiği mal veya hizmetlerde kullanılması zorunluluğu getirilmiştir. Markanın tescil edildiği tarihten itibaren kullanıma beş yıllık bir süre için kesintisiz ara verilmesinin müeyyidesi ise, yukarda açıklanan hükümlerde belirtilen koşulların oluşması halinde açılacak bir davayla mahkemece markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesidir. 556 Sayılı KHK’nın 43. maddesinde ise “hükümsüzlük davası açabilecek kişiler” hükümsüzlük sebepleri arasında ayrım gözetmeksizin sayılmış; böylece aktif dava ehliyetinin zarar gören kişilere, Cumhuriyet savcılarına ve ilgili resmi makamlara ait olduğu belirtilmiştir. Zarar gören kişi, zarara uğrayan veya uğrama tehlikesi altında bulunan, ya da söz konusu işareti kullanabilme olanağı haksız bir biçimde kısıtlanan yahut kısıtlanma tehlikesi altında olan herhangi bir gerçek veya tüzel kişidir. (Ü. tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, Dördüncü bası, 2005, sayfa 441.) Bu hükme göre “zarar haksız fiil veya sözleşme hukuku anlamında olmayıp, zarar gören kişi kavramı da geniş yorumlanman ve buna sadece hükümsüzlüğü gereken bir markanın kullanımı dolayısıyla mal varlığında bir azalma meydana gelmiş kişiler değil, bir menfaati veya hakkı halele uğramış tüm kişiler dahil edilmelidir. (Dr. H. karan, M. kılıç, Markaların Korunması 556 Sayılı KHK Şerhi Ve İlgili Mevzuat, sayfa 410.)

Somut uyuşmazlıkta; eldeki davadan önce davacının marka başvurusuna davalının itirazı üzerine bir kısım malların davacının başvurusu kapsamından çıkartıldığı anlaşılmakta olup, yapılan açıklamalar nazara alındığında, davacının KHK’nın 43. maddesi hükmü gereğince davaya konu markalar sicilde davalı adına tescilli olduğu halde tescilden itibaren 5 yıl boyunca kullanılmayan bir kısım mal ve hizmetlerin sicilden terkinini istemekte hukuki yararının bulunduğu kabul edilmelidir. Kaldı ki davacının hükümsüzlüğü istenen ibareyi veya benzerini fiilen kullanması, tescil başvurusu yapması da gerekmemektedir. Öte yandan, davaya konu hükümsüzlüğü istenen markaların tanınmış olmasının, sicilde tescilli bir kısım mal veya hizmette kullanılmaması sebebiyle KHK’nın 14. maddesine dayalı hükümsüzlüğünün istenilmesine engel değildir. Dava konusu markaların tanınmış olması sebebiyle bir kısım mal ve hizmetler bakımından hükümsüz kılınması halinde sicilden terkin edilen mal veya hizmetler için ileride bir başkasının tescil başvurusuna 556 Sayılı KHK’nın 7/1-i ve 8/4 maddesi uyarınca engel olup olmayacağı hususunun KHK’ nin 14. maddesine dayalı açılan işbu davada hukuki yararın varlığı bakımından göz önüne alınması mümkün değildir. Bu itibarla, mahkemece anılan hususlar dikkate alınmaksızın yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru olmamış; kararın temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA karar vermek gerekmiştir.

Yazı Kategorileri:
Marka

2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Kırkağaç 6. Jandarma Er Eğitim Alayı Manisa’da Disiplin Subayı olarak askeri hizmet verdikten sonra Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret ve Şirketler Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT’un hukuk pratiği özellikle fikri mülkiyet hakları ve haksız rekabet hakları konusunda yoğunlaşmıştır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz