Eki 22, 2020
12 Görüntüleme

Sessiz Kalma, Markanın Piyasada Kullanılması Şartı

Yazan
banner

 Asıl davadaki hükümsüzlük talebi bakımından, davacının davalıya ait markanın kullanılmasına uzun süre sessiz kaldığı belirtilmek suretiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmişse de, yine dosya kapsamı ve asıl dosya davalısının ikrarından anlaşıldığı üzere, dava konusu marka, tescil kapsamında bulunan hizmetlerde henüz kullanılmamış olup, rezerv marka niteliğindedir. Kullanılmayan, ticaret sahasına çıkarılmayan bir markanın kullanımına uzun süre sessiz kalınması maddeten mümkün olmayıp münhasıran marka tescili markanın kullanılması anlamına gelmez.


11. Hukuk Dairesi         2019/3616 E.  ,  2020/2024 K.


“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul (Kapatılan) 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 13/10/2016 tarih ve 2016/1 E- 2016/215 K. sayılı kararın davalı-karşı davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kısmen kabul-kısmen reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nce verilen 24/04/2019 tarih ve 2017/1565 E- 2019/887 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi karşı dava yönünden davalı-karşı davacı, asıl dava yönünden davacı-karşı davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı karşı davalı vekili, müvekkiline ait “HİSTORİA OTELİ”nin 26/02/1991 tarihli Turizm İşletme Belgesine istinaden 25 yıldır faaliyet gösterdiğini, davalının 20/01/2015 tarihinde noter vasıtası ile ihtarname göndererek “HİSTORİA” ibaresinin adına tescilli olduğunu belirterek marka tecavüzünün durdurulmasını istediğini, müvekkilinin ihtarname ile “HİSTORİA” markasının davalı adına tescilli olduğundan haberdar olduğunu, davalının 43. sınıfta tescil ettirdiği “HİSTORİA” ibaresinin 25 yıldır müvekkili tarafından otelcilik sektöründe kullanılıp aynı zamanda şirketin ticaret ünvanının kılavuz sözcüğü olduğunu, müvekkilince markanın kullanım suretiyle ayırt edici hale getirildiğini, aynı ilçede ve aynı alanda faaliyet göstermesi sebebiyle davalının müvekkilinden haberdar olduğunu, davalının tescil tarihi öncesi ve sonrasında “HİSTORİA” markası ile giriştiği bir faaliyet olmadığını, müvekkilinin eskiye dayalı kullanım sebebiyle “HİSTORİA OTEL” ibaresinin gerçek hak sahibi olduğunu, bu sebeple davalının giriştiği ve girişeceği faaliyetlerde davalının marka hakkına müvekkilinin kullanımlarının tecavüz oluşturmayacağını, tescilden sonra uzun süre müvekkilinin Historia Otel ibaresini ticari faaliyetlerinde kullanmasına davalının izin verdiğini, bu sebeple davalının tescile dayalı haklarını müvekkiline karşı ileri sürme imkanını sessiz kalma suretiyle kaybettiğini, müvekkilinin “HİSTORİA” ibaresi üzerinde öncelikli kullanım hakkının olduğunu, ayrıca müvekkilinin 1991 yılından beri “HİSTORİA” ibaresini ticaret ünvanının esaslı unsuru olarak kullandığından marka üzerinde sınai mülkiyet hakkının bulunduğunu, davalının kötü niyetli olup, basiretli tacir gibi hareket etmediğini, davalının markayı adına tescil ettirmesinin haksız rekabet teşkil ettiğini ileri sürerek, 2009/71172 sayılı “HİSTORİA” markasının hükümsüzlüğüne, müvekkilinin davalının markasına tecavüz etmediğini tespitine karar verilmesini talep etmiş, karşı davaya verdiği cevapta, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmadığını, davacının cevap ekinde sunduğu History Otel ile ilgili 24/05/1991 tarihli Turizm İşletme Belgesinin “HİSTORİA” ibaresi üzerinde davacıya hak tanımayacağını, “HİSTORİA” ibaresinin ilk kullanma iradesinin müvekkili tarafından gösterildiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı karşı davacı vekili, davacının “HİSTORİA” markasını daha önce adına tescil ettirmek için başvuruda bulunduğunu, ancak müvekkilinin 2009/71172 sayılı markası sebebiyle başvurunun reddedildiğini, davalının iddialarını müvekkilinin tescilinden çok sonra ileri sürmesi sebebiyle TMK 2. maddesi gereği talebinin korunamayacağını, müvekkilinin tescil ettirdiği “HİSTORİA” markasını kullandığını, markanın müvekkilince kullanılarak meşhur ve maruf hale getirildiğini, müvekkilinin 2009/71172 sayılı markası dışında 01/03/1999 tarihinde 207468 numarası ile adına tescil ettirdiği “HİSTORY” ibareli markasının da bulunduğunu, her iki markanın birlikte kullanıldığı İstanbul’da bir otellerinin daha bulunduğunu, “HİSTORİA” markasının kullanılacağı inşaatına başlanan ikinci otelin müşteri çevresine tanıtımın yapıldığını, müvekkilinin marka tescili aşamasında ibareyi başkasının kullandığından haberdar olmadığını, müvekkilinin 30 yıldır dava konusu markayı kullandığını, davacının 25 yıldır kullandığı bir ibareyi tescil ettirmemesinin basiretli tacirin göstermesi gereken özene uygun olmadığını, müvekkilinin sessiz kaldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacının kullanımından haberdar olunması ile ihtarname gönderildiğini, davacının 2010/19066 sayılı marka başvurusuna karşı müvekkili tarafından yapılan itirazın da önceye dayalı hakların korunması amacı ile yapıldığını, davacının müvekkilinin markasından ihtardan önce haberdar olmadığını iddia etmesinin davacının marka başvurusuna müvekkili tarafından itiraz edilmesi sebebiyle kabul edilemeyeceğini, davacının kötü niyetli olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiş, karşı davasında ise, müvekkilinin otelcilik faaliyetlerinin 1991 yılında başladığını, ilk marka tescillerinin 1999 yılında olduğunu, 2009/71172 sayılı markanın kullanıldığını davalının bildiğini, ancak somut bir adım atmadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin maddi ve manevi tazminat davaları ve zararların tazmini hakları saklı kalmak kaydı ile tecavüzün durdurulmasına ve men’ine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından davacı karşı davalı şirket için 26/02/1991 tarihli Turizm İşletme Belgesi düzenlendiği ve davacı şirketin işletme adının “HİSTORİA” olduğu, 2006 yılında düzenlenen faturadan davacının “HOTEL HİSTORİA” ibaresini marka olarak kullandığının görüldüğü, tarih belirtilmemiş çok sayıda tabela, plaket ve tanıtım materyallerinden davacının HİSTORİA ibaresini otelcilik sektöründe ticari ünvandan ayrı markasal kullandığı, HİSTORİA ve HİSTORY ibarelerinin telaffuzları birbirine çok yakın olduğu gibi gerek İspanyolca ve gerekse İngilizce de kullanılan anlamları ve Türkçe karşılıkları yakın düzeyde olduğundan markaların tüketiciler nezdinde karıştırılma ihtimalinin yüksek olduğu, HİSTORY esas unsurlu davalı karşı davacı yanın eski tescilli markası mevcut ise de hükümsüzlüğü istenen markadaki ibare üzerinde davacı yanın üstün ve öncelik hakkına sahip olması sebebiyle karıştırılma ihtimalinin uyuşmazlıkta hükümsüzlük yönünden değerlendirilmesinin etkisinin bulunmadığı, HİSTORİA ibaresini davacı karşı davalının, davalı karşı davacının başvurusunun çok öncesinde yaklaşık 18 yıl süre ile markasal olarak kullandığı, ayrıca davacı karşı davalının HİSTORİA ibaresinin otelcilik ve iştigal konusunda belirtilen benzeri faaliyetlerde hak sahibi olması nedeniyle sınai mülkiyet hakkını kapsadığından davalının HİSTORİA ibareli markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiği, asıl davadaki uyuşmazlık ile ilgili yapılan tespitler ve gerekçe gözetildiğinde davalı karşı davacının markaya tecavüz iddialarının yerinde olmadığı gerekçesiyle, asıl davanın kabulü ile davalı adına tescilli 2009/71172 sayılı HİSTORİA ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davalı karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, dosya içeriğinden tarafların birbirlerinin faaliyetlerinden karşılıklı haberdar olduklarının anlaşıldığı, asıl davaya konu 2009/71172 tescil numaralı davalıya ait markanın 30/12/2009’dan itibaren 06/01/2011 tarihinde tescil edildiği, asıl davanın da 04/01/2016 tarihinde açıldığı gözetildiğinde davacı karşı davalının asıl davaya konu markanın kullanımına sessiz kaldığı, davacı karşı davalının HİSTORİA ibaresini markasal olarak daha eskiye dayalı olarak kullandığı, karşı davada ileri sürülen markaya tecavüz iddiası sübuta ermediği gerekçesi ile davalı-karşı davacı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulüne, kısmen reddine, İstanbul (Kapatılan) 3.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 13/10/2016 gün, 2016/1 Esas, 2016/215 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, asıl dava ve karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı karşı davalı vekili tarafından asıl dava yönünden, davalı karşı davacı vekili tarafından karşı dava yönünden temyiz edilmiştir.
1-İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak davalı karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince karşı dava bakımından esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre, karşı davacının tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Asıl dava bakımından davacının temyiz itirazlarına gelince, davacı fiillerinin davalının markasına tecavüz teşkil etmediğinin tespitini ve davalıya ait markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini istemiştir. 556 sayılı KHK 74/son maddesi uyarınca bu nitelikte davanın birlikte açılması mümkün olup, asıl davada mahkemece yanılgılı gerekçe ile menfi tespit istemi bakımından olumlu olumsuz bir karar verilmemesi yerinde değil ise de, asıl davanın davacısı tarafından bu hususta istinaf başvurusunda bulunulmadığı gibi, temyiz sebebi olarak da gösterilmediğinden bu eksiklik bozma sebebi sayılmamıştır. Ancak, asıl davadaki hükümsüzlük talebi bakımından, davacının davalıya ait markanın kullanılmasına uzun süre sessiz kaldığı belirtilmek suretiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmişse de, yine dosya kapsamı ve asıl dosya davalısının ikrarından anlaşıldığı üzere, dava konusu marka, tescil kapsamında bulunan hizmetlerde henüz kullanılmamış olup, rezerv marka niteliğindedir. Kullanılmayan, ticaret sahasına çıkarılmayan bir markanın kullanımına uzun süre sessiz kalınması maddeten mümkün olmayıp münhasıran marka tescili markanın kullanılması anlamına gelmez. Ayrıca, davacı tarafından markasal kullanımının bulunduğu otel binası ile davalıya ait “History” ünvanlı otelin birbirine yakın olduğu, tarafların yekdiğerinden haberdar olmadığının söylenemeyeceği ileri sürülmüş olup, davalı karşı davacının “HİSTORİA” ibaresinin 43. sınıfta “geçici konaklama hizmetleri, gündüz bakımı (kreş) hizmetlerinde” marka olarak tescil ettirmesinin kötü niyetli marka tescili niteliğinde olup olmadığı hususu da değerlendirilmemiştir. Bu durumda, eksik inceleme ve değerlendirme ile verilmiş kararın temyiz eden davacı lehine bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda (1) no.lu bentte açıklanan nedenlerle, karşı davacının tüm temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince karşı davaya yönelik verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, (2) no.lu bentte açıklanan nedenlerle, asıl dava davacısının temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesinin asıl davaya yönelik kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı-karşı davacıdan alınmasına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacı-karşı davalıya iadesine, 25/02/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yazı Kategorileri:
Marka

2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Kırkağaç 6. Jandarma Er Eğitim Alayı Manisa’da Disiplin Subayı olarak askeri hizmet verdikten sonra Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret ve Şirketler Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT’un hukuk pratiği özellikle fikri mülkiyet hakları ve haksız rekabet hakları konusunda yoğunlaşmıştır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz