Eki 28, 2020
41 Görüntüleme

Muris Muvazaası, Gerçek İradenin Tespiti

Yazan
banner

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Somut olaya gelince; mahkemece hüküm kurmaya elverişli bir araştırma yapıldığından söz edebilme olanağı yoktur.

Hal böyle olunca, daha önce dinlenen taraf tanıklarının yeniden dinlenmesi suretiyle mirasbırakan …’nın davacı kızları ile beşeri ilişkilerinin, davacılardan mal kaçırmasını gerektirir bir durum olup olmadığının açıklığa kavuşturulması,ölüm tarihi itibariyle muris adına kayıtlı başkaca taşınmaz bulunup bulunmadığının saptanması, dinlenen tanık beyanları ve toplanan deliller yukarıda değinilen ilkeler uyarınca değerlendirilerek mirasbırakanın gerçek irade ve amacı belirlendikten sonra bir karar verilmesi gerekirken; noksan soruşturmayla yetinilerek hüküm tesis edilmiş olması doğru değildir.

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ E. 2016/14263 K. 2020/348 T. 22.1.2020

Davacılar, mirasbırakanları …’nın kayden maliki bulunduğu 115 ve 1539 parsel sayılı taşınmazları satış; 93 parsel sayılı taşınmazı ise; ölünceye kadar bakma akti ile dava dışı gelini …’ya temlik ettiğini, bilahare, …’nın anılan taşınmazları muris …’ya satış suretiyle devrettiğini, murisin de çekişmeli taşınmazları davalı …’ye satış yoluyla temlik ettiğini, söz konusu taşınmazlardan 93 Sayılı parselin davalı tarafından üçüncü kişi … Çimento San. ve Tic. A.Ş.’ye satıldığını, yapılan işlemlerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, dava konusu 115 ile 1539 parsel sayılı taşınmazlar yönünden tapu iptali ve tescile karar verilmesini istemişler; 93 Sayılı parsel bakımından ise; bedel isteğinde bulunmuşlardır.

Davalı, satışların gerçek olduğunu, çekişmeli taşınmazları bedelleri karşılığında satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, temliki işlemin muvazaalı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; miras bırakan …’nın 15.01.2014 tarihinde ölümüyle geriye mirasçıları olarak davacı kızları … ve … ile kendisinden önce ölen oğlu …’den olma torunu dava dışı …’ın kaldığı, mirasbırakanın kayden maliki bulunduğu 115 ve 1539 parsel sayılı taşınmazları 08.12.1998 tarihinde satış; 93 parsel sayılı taşınmazı ise; 05.10.2004 tarihinde ölünceye kadar bakma akti ile dava dışı gelini …’ya temlik ettiği, Havva H.’nın dava konusu taşınmazları muris M.’ya 19.03.2007 tarihinde satış suretiyle devrettiği, murisin de çekişmeli taşınmazları davalı …’ye 20.03.2007 tarihinde satış yoluyla temlik ettiği, söz konusu taşınmazlardan 93 Sayılı parselin davalı tarafından üçüncü kişi … Çimento San. ve Tic. A.Ş.’ye 28.11.2007 tarihinde satıldığı görülmektedir.

Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi ( mevsuf-vasıflı ) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun ( TMK ) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun ( TBK ) 237. ( Borçlar Kanunu’nun ( BK ) 213. ) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Somut olaya gelince; mahkemece hüküm kurmaya elverişli bir araştırma yapıldığından söz edebilme olanağı yoktur.

Hal böyle olunca, daha önce dinlenen taraf tanıklarının yeniden dinlenmesi suretiyle mirasbırakan …’nın davacı kızları ile beşeri ilişkilerinin, davacılardan mal kaçırmasını gerektirir bir durum olup olmadığının açıklığa kavuşturulması,ölüm tarihi itibariyle muris adına kayıtlı başkaca taşınmaz bulunup bulunmadığının saptanması, dinlenen tanık beyanları ve toplanan deliller yukarıda değinilen ilkeler uyarınca değerlendirilerek mirasbırakanın gerçek irade ve amacı belirlendikten sonra bir karar verilmesi gerekirken; noksan soruşturmayla yetinilerek hüküm tesis edilmiş olması doğru değildir.

SONUÇ : Davacıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün ( 6100 Sayılı Kanun’un geçici 3.maddesi yollaması ile ) 1086 Sayılı HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.01.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yazı Kategorileri:
Genel

2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Kırkağaç 6. Jandarma Er Eğitim Alayı Manisa’da Disiplin Subayı olarak askeri hizmet verdikten sonra Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret ve Şirketler Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT’un hukuk pratiği özellikle fikri mülkiyet hakları ve haksız rekabet hakları konusunda yoğunlaşmıştır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz