Oca 13, 2021
73 Görüntüleme

Gerçek Hak Sahipliği, Tescilsiz Kullanma Hakkı

Yazan
banner

 Eldeki hükümsüzlük davasında “ASPAVA” ibaresi üzerindeki gerçek hak sahipliğinin tartışılmasına yer olmadığı gibi, bir an için davalının ibare üzerinde hak sahibi olduğu kabul edilse dahi, bu durumun davalıya ancak markasını tescilsiz biçimde kullanma imkanı vereceği, davacının tescilli markası karşısında söz konusu ibareyi adına tescil imkanı sağlamayacağı, yine davacının, davalınının söz konusu kullanımına uzun süre sessiz kalıp kalmadığı ve bu yolla hak kaybına uğrayıp uğramadığı hususunun ise ancak bir tecavüz davasında tartışma konusu olabileceği


YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2019/4416 K. 2020/3297 T. 29.6.2020

Davacı vekili, davacı şirketin kurucusunun dünyaca ünlü güreşçi M. Atalay olduğunu, 1963 yılında Ankara’da açılmış Aspava isimli lokantanın hala aynı adreste faaliyetlerine devam ettiğini, ASPAVA markasının, davacı şirket adına 23.12.1996 tarihinde 168490 numara ile tescil ettirildiğini, ASPAVA markasını ilk tescil ettiren kişi ve dolayısıyla gerçek sahibinin davacı olduğunu, davalının 2013/84333 Sayılı “Meşhur Şimşek Aspava 1968 … 1968’den Bugüne Fark ve Tarz Sunmanın Gururuyla Hizmette Öncü Kalitede Lider+şekil” , 2013/65826 Sayılı “MEŞHUR … ASPAVA” ve 2014/2244 Sayılı “ŞİMŞEK ASPAVA” ibareli markaları kötüniyetli olarak kendi adına tescil ettirdiğini, bu markaların davacı markası ile iltibas yarattığını ileri sürerek davalının anılan markalarının hükümsüzlüğüne ve sicilinden terkinine karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, “Şimşek Aspava”nın 1968 yılında müvekkilinin babası … tarafından kurulduğunu, o tarihten bu yana yaklaşık 50 yıldır aralıksız olarak ve sürekli büyüyerek varlığını sürdürmeye devam ettiğini, ilk olarak işletmenin ASPAVA ismi ile işletildiğini ancak daha sonra benzer isimli işletmelerin artması nedeniyle soy isimlerini ekleyerek “Şimşek Aspava” olarak varlığını sürdürdüğünü, davacının yıllardır davalının işletmelerinden haberdar olduğunu, markaların tescilinden itibaren 3 yıl geçtiğini, davacının tutumunun iyi niyetli olmadığını, davacı ve davalı markalarının halk nezdinde iltibasa neden olmasının mümkün olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk derece mahkemesince, marka benzerliğinde ve iltibas tehlikesi değerlendirmesinde aspava ibaresinin zayıf bir marka olduğu bu kapsamda yapılan değerlendirmede taraf markaları arasında iltibasa neden olabilecek benzerlik bulunmadığı, davalı şirketin kötüniyetli olduğuna ilişkin somut verilerin dosyada sunulmadığı, dosya içindeki gazetelerdeki reklamlardan Şimşek Aspava’nın sessiz kalınan sürede emek, zaman ve sermaya harcıyarak markasını geliştirmek, kurumsallaştırmak, şubeleştirmek için çaba sarf ederek hükümsüzlük halinde kaybolacak ekonomik bir değer yarattığı, sessiz kalma yoluyla hak kaybının şartlarının oluştuğu, ancak taraf markaları arasında iltibas tehlikesini de içeren karıştırma ihtimali bulunmadığından sessiz kalma yoluyla hak kaybının somut olayda uygulanma koşullarının oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Bu karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce, davaya konu davalı markalarının asli unsurunun “ASPAVA” ibaresi olduğu, diğer unsurların yardımcı unsur olduğu, bu nedenle “aspava” asıl unsurlu taraf markaları arasında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunduğu, davacı markasının jenerik hale geldiğinden bahisle hükümsüzlüğüne karar verilmediği sürece hukuki korumanın devam edececeği, dolayısıyla mahkemenin, “ASPAVA” ibaresinin ayırt edici özelliğinin bulunmadığı yönündeki gerekçesinin yerinde olmadığı, söz konusu ibarenin davalı tarafından tescilsiz biçimde markasal olarak kullanılmasının uyuşmazlığa etkisinin bulunmadığı, zira marka hukukunda tescilde teklik ilkesinin geçerli olduğu, eldeki hükümsüzlük davasında “ASPAVA” ibaresi üzerindeki  gerçek hak sahipliğinin tartışılmasına yer olmadığı gibi, bir an için davalının ibare üzerinde hak sahibi olduğu kabul edilse dahi, bu durumun davalıya ancak markasını tescilsiz biçimde kullanma imkanı vereceği, davacının tescilli markası karşısında söz konusu ibareyi adına tescil imkanı sağlamayacağı, yine davacının, davalınının söz konusu kullanımına uzun süre sessiz kalıp kalmadığı ve bu yolla hak kaybına uğrayıp uğramadığı hususunun ise ancak bir tecavüz davasında tartışma konusu olabileceği gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kısmen kabulü ile, davalı adına tescilli bulunan 2013/84333 Sayılı markanın, 43/1. sınıfta bulunan, “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri.”, 2014/02244 Sayılı markanın, 43/1. sınıfta bulunan, “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri.”, 2013/65826 Sayılı markanın, 35/6. sınıfta bulunan, “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için, et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri, hazır çorbalar, bulyonlar, süt ve süt ürünleri (tereyağı dahil), kurutulmuş, konservelenmiş, dondurulmuş, pişirilmiş, tütsülenmiş, salamura edilmiş her türlü meyve ve sebzeler, patates, cipsleri, kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler, pastacılık ve fırıncılık mamulleri, tatlılar, çaylar, buzlu çaylar,dondurmalar, yenilebilir buzlar, maden suları, kaynak suları, sofra suları, sodalar, sebze ve meyve suları, bunların konsantreleri ve özleri, meşrubatlar.” ile 43/1. sınıfta bulunan, “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri.”yönünden hükümsüzlüklerine, sicilden ayrı ayrı terkin edilmelerine, fazlaya ilişkin istemlerin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

yidk kararının iptali yidk kararının iptali, yidk dava yidk dava, türk patent dava türk patent dava,  marka tescili marka tescili, marka ankara avukat marka ankara avukat,  marka tecavüzü marka tecavüzü,  marka ankara dava marka ankara dava, marka YİDK marka YİDK, marka dava marka davaTerimi kaldır: marka tecavüz marka tecavüz,  marka ihlal marka ihlal,  marka tecavüz avukat marka tecavüz avukat,  marka ihlal avukat marka ihlal avukat

Yazı Kategorileri:
Marka

2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Kırkağaç 6. Jandarma Er Eğitim Alayı Manisa’da Disiplin Subayı olarak askeri hizmet verdikten sonra Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret ve Şirketler Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT’un hukuk pratiği özellikle fikri mülkiyet hakları ve haksız rekabet hakları konusunda yoğunlaşmıştır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz