Nis 30, 2021
94 Görüntüleme

Sözleşme Özgürlüğü ve Sınırları 11-1566

Yazan
banner

Bireylerin, özel borç ilişkilerini, hukuk düzeninin sınırları içinde özgürce kurabilme ve düzenleyebilme yetkisine sözleşme özgürlüğü denir ( Eren, s.323 ). Bu özgürlük, geniş bir kavram olup, tarafların bir sözleşme yapmak zorunda bulunmamaları, sözleşmenin içeriğini özgürce saptayabilmeleri, kendisiyle sözleşme yapılabilecek kimseyi seçmeleri, sözleşmenin tipini diledikleri gibi belirleyebilmeleri, sözleşmeyi ( karşılıklı anlaşma ile ) ortadan kaldırabilmeleri, sözleşmenin içeriğini değiştirebilmeleri hususundaki özgürlükler hep bu kavram içinde yer alır ( Tekinay, S. S. /Akman, S. /Burcuoğlu, H./Altop, A.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 1, 1985, s. 323 ). Ancak, içerik ya da tip belirleme özgürlüğü yalnızca özel borç ilişkilerinde geçerli olup öteki sözleşmelerde söz konusu değildir ( Karahasan, s.227 ).

Sözleşme özgürlüğü kesin olmayıp sınırlar, BK’nın 19/1. ( TBK’nın 27/1 ) maddesiyle genel olarak belirlenmiştir. Anayasanın 13. maddesiyle de genel sınırlamaların getirilmesinin yanı sıra özel sınırlamaların da öngörülebileceği hükme bağlanmıştır. Buna göre, sözleşmenin konusu olanaksız olmamalı, hukuka ya da ahlâka, kanunun emredici hükümlerine, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı bulunmamalıdır. Bu gibi nedenlerin bulunması hâlinde, sözleşme geçersiz hâle gelir. Taraflar, serbest iradeleri ile oluşturulan, kendilerine yüklenen hak ve borçların duraksamaya yer vermeyecek biçimde sözleşmede saptanan koşulların uygulanmasında olduğu gibi; sona erdirilmesinde de, kural olarak aynı hak ve irade serbestisine sahiptirler.


YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2017/11-1566 K. 2018/1809 T. 29.11.2018

Hukuksal işlem, bir ya da birçok kişinin, hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içinde, hukuksal sonuçlar meydana getirmeye yöneltilmiş olan iradesinin açığa vurulmasıdır ( Tunçomağ, K.: Borçlar Hukuku Dersleri, Genel Hükümler, 1. cilt, 1965, s. 76; Kaynar, R.: Türk Borçlar Hukuku Dersleri, 1965, s.13 ). Gerçekten de, iradenin açığa vurulması, hukuksal işlemin belirgin niteliğini oluşturur. Çünkü irade açığa vurulmazsa, hukuksal bir sonuç meydana gelmez. Başka bir anlatımla, hukuksal sonucun meydana gelebilmesi, yani bir hak ya da hukuksal ilişkinin yaratılması, değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması için, buna yönelmiş bir irade yetmez; iradenin açığa vurulması gerekir ( Karahasan, M.R.: Sorumluluk Hukuku, Birinci Kitap Sözleşmeler, İkinci Kitap Sözleşmeden Doğan Sorumluluk, Doktrin Yargıtay Kararları, 1996, s. 95 ).

Sözleşme, belirli bir borç ilişkisini meydana getirmek üzere, iki veya daha fazla kişinin karşılıklı ve birbirlerine uygun irade açıklamalarıyla kurulan bir hukuksal işlemdir.

Sözleşmenin başlıca çeşitleri aşağıdaki şekildedir:

1- ) Borçlar hukuku sözleşmeleri

a- ) Bir yana borç yükleyen sözleşmeler

b- ) İki yana borç yükleyen ( karşılıklı ) sözleşmeler aa ) Tam karşılıklı sözleşmeler bb ) Eksik karşılıklı sözleşmeler

2- ) Medeni hukuk sözleşmeleri

818 Sayılı BK’nın 1. ( 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu ( TBK )’nun 1. ) maddesine göre, sözleşmenin kurulması için karşılıklı ve birbirine uygun iradenin açığa vurulması gerekir. İrade açıklaması, bir kişinin bir hakkı ya da hukuksal ilişkiyi kurma, değiştirme ya da ortadan kaldırma iradesini dış dünyaya yansıtması, açıklaması ya da bildirmesi ve bu yolla bunu yürürlüğe koymasıdır ( Eren, F.: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, Cilt 1, 1994, S.153 ). İradenin açığa vurulması, açık ya da örtülü olabilir.

Tüm bu anlatılan kuralların yanında sözleşme özgürlüğü hukukumuzda temel bir ilke olarak benimsenmiştir. Öyle ki, BK’nın 19/1. ( TBK m. 26 ) maddesiyle bir sözleşmenin konusunun yasanın gösterdiği sınırlar içinde özgürce saptanabileceği hükme bağlanmış, öte yandan Anayasanın 48/1. maddesiyle de “Herkesin sözleşme hürriyetine sahip olduğu” apaçık vurgulanmıştır ( Karahasan, s.226 ).

Bireylerin, özel borç ilişkilerini, hukuk düzeninin sınırları içinde özgürce kurabilme ve düzenleyebilme yetkisine sözleşme özgürlüğü denir ( Eren, s.323 ). Bu özgürlük, geniş bir kavram olup, tarafların bir sözleşme yapmak zorunda bulunmamaları, sözleşmenin içeriğini özgürce saptayabilmeleri, kendisiyle sözleşme yapılabilecek kimseyi seçmeleri, sözleşmenin tipini diledikleri gibi belirleyebilmeleri, sözleşmeyi ( karşılıklı anlaşma ile ) ortadan kaldırabilmeleri, sözleşmenin içeriğini değiştirebilmeleri hususundaki özgürlükler hep bu kavram içinde yer alır ( Tekinay, S. S. /Akman, S. /Burcuoğlu, H./Altop, A.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 1, 1985, s. 323 ). Ancak, içerik ya da tip belirleme özgürlüğü yalnızca özel borç ilişkilerinde geçerli olup öteki sözleşmelerde söz konusu değildir ( Karahasan, s.227 ).

Sözleşme özgürlüğü kesin olmayıp sınırlar, BK’nın 19/1. ( TBK’nın 27/1 ) maddesiyle genel olarak belirlenmiştir. Anayasanın 13. maddesiyle de genel sınırlamaların getirilmesinin yanı sıra özel sınırlamaların da öngörülebileceği hükme bağlanmıştır. Buna göre, sözleşmenin konusu olanaksız olmamalı, hukuka ya da ahlâka, kanunun emredici hükümlerine, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı bulunmamalıdır. Bu gibi nedenlerin bulunması hâlinde, sözleşme geçersiz hâle gelir. Taraflar, serbest iradeleri ile oluşturulan, kendilerine yüklenen hak ve borçların duraksamaya yer vermeyecek biçimde sözleşmede saptanan koşulların uygulanmasında olduğu gibi; sona erdirilmesinde de, kural olarak aynı hak ve irade serbestisine sahiptirler.

Sözleşmeler hukukuna hâkim olan “sözleşme özgürlüğü ilkesi”ne ilişkin yapılan bu genel açıklamalardan sonra, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ( HMK )’nun 31. maddesinde düzenlenen “Hâkimin davayı aydınlatma ödevi”ne ilişkin olarak açıklamada bulunmakta fayda vardır.

6100 Sayılı HMK’nın 25. maddesinin birinci fıkrasında, hâkimin kanunda öngörülen istisnalar dışında, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamayacağı ve onları hatırlatabilecek davranışlarda bulunamayacağı, aynı maddenin ikinci fıkrasında yine kural olarak hâkimin kendiliğinden delil toplayamayacağı kabul edilmiştir ( Umar, B.: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 2. Baskı, Ankara 2014, s.114 vd. ). Taraflarca getirilme ilkesi olarak kabul edilen bu düzenleme ile özel hukuk uyuşmazlıklarında kural olarak, tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin vakıaların ve bu vakıaların delillerinin bizzat taraflarca getirilmesi ve yargılamada ileri sürülmesi düzenlenmiştir. Böylelikle dava malzemelerinin toplanmasında ve bunların ileri sürülmesinde hâkimin pasif olması kabul edilmiştir ( Üstündağ, S.:Medeni Yargılama Hukuku, 7. Baskı, İstanbul 2000, s.238 ).

Bununla birlikte, dava malzemesinin taraflarca getirilmesi, hâkimin bu hususlar hakkında hiçbir yetkisi olmadığı ve tamamen etkisiz olduğu anlamına gelmemektedir ( Alangoya, H. Y. /Yıldırım, M. K. /Deren Yıldırım, N.:Medenî Usul Hukuku Esasları, 7. Baskı, İstanbul 2009, s. 184 ). Bu özellikle hâkimin yargılama sonucunda, verdiği hükmün maddi gerçekle örtüşür olabilmesinin bir sonucudur. Tarafların getirdiği ve ileri sürdüğü dava malzemeleri bazı durumlarda maddi veya hukuki açıdan eksik, belirsiz yahut çelişkili olabilir. Bu durum, davanın yürütülmesini zorlaştırabildiği gibi hâkimin doğru bir hükme varma ihtimalini de tehlikeye sokabilir. Bu nedenle HMK’nın 31. maddesinde, bu durumlarda, hâkimin taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği ve tarafların delil göstermelerini isteyebileceği düzenlenmiştir.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında imzalanan lisans sözleşmesinin 4.5 maddesi “Yayıncının yazılı onayı olmaksızın Dershane işbu sözleşmeden doğan haklarını kısmen veya tamamen başka şirkete veya kişiye devredemez. Dershanenin, şube açmak istediğinde veya dershanenin kurucu ve ortaklarının başka bir dershane açmak istemeleri hâlinde Yayıncı ile yeni bir lisans sözleşmesi imzalamaları gerekir. Dershanenin ortaklık yapılanmasının değişmesi hâlinde yeni ortağın işbu sözleşmeyi imzalaması ve ayrıca Yayıncının bu ortağın ortaklığına ve sözleşmeyi imzalamasına onay vermesi gerekir. Aksi hâlde bu durum sözleşmenin ihlali sayılır” şeklindedir. Yukarıda belirtilen sözleşme özgürlüğüne ilişkin ilkeler gözetildiğinde, dershanenin ortaklık yapılanmasının değişmesi hâlinde yeni ortağın işbu sözleşmeyi imzalaması ve ayrıca yayıncının bu ortağın ortaklığına ve sözleşmeyi imzalamasına onay vermesi gerektiği, aksi hâlde bu durumun sözleşmenin ihlâli sayılmasına ilişkin sözleşme hükmünün BK’nın 19. ve TMK’nın 2. maddelerine aykırılık teşkil ettiğinden söz edilemez.

Ayrıca davalı şirket kurucu müdürünün davacı tarafa göndermiş olduğu tarihsiz yazıda yayınlarda gecikme ve yanlış sorularla ilgili çeşitli iddialarda bulunduğu, buna karşı davacı şirketin genel müdür yardımcısının bu yazıya 28.11.2008 tarihli faks ile istenmeyen olaylar nedeniyle programın aksadığına dair cevap vermiş olduğu anlaşılmaktadır.

Hâl böyle olunca, mahkemece şirket paylarının devir tarihleri ticaret sicilinden tespit edilerek ortaklık yapısının ne zaman değiştiğinin belirlenmesi ve buna göre sözleşmenin taraflarca eylemli olarak sona erdirildiği tarihin tespiti ile irsaliyeli faturalardan, davacı tarafça verilen son cevaptan itibaren ne kadar süre ile yayınların davacı tarafından davalıya gönderildiği ve davalı yanca bu yayınların kabul edilip edilmediği hususunun belirlenmesi, davaya konu yayınların teslimine ilişkin irsaliyeli faturalar ile taraflar arasındaki yayın sözleşmeleri ve sözleşmelerde kararlaştırılan teslim süreleri karşılaştırılarak, hangi yayın için hangi dönemlerde ne kadar süre gecikme olduğu ve bu gecikmelerden sonra yeni yayın sözleşmelerinin yapılıp yapılmadığı, ortaklık devir tarihi ile arada geçen süreye göre gecikmelere davalı tarafın icazetinin bulunup bulunmadığı, dosyaya on soruda-cevapta hataya ilişkin liste sunulmuş olup, iddia edilen her hatanın ilişkin olduğu kitap ve testlerin ayrı olduğu anlaşılmakla HMK’nın 31. maddesinde belirtilen hâkimin davayı aydınlatma görevi kapsamında taraflardan iddia edilen soru ve cevap hatasına dair alınacak açıklamada dikkate alınıp, hata konusu taraflara sorulup aydınlatıldıktan sonra, bilirkişi heyetinden sözleşmenin 6.4. maddesindeki “Yayıncının yayınları sürekli geç göndermesi, aşırı derecede hatalarla dolu olması” şartının gerçekleşip gerçekleşmediği, söz konusu hataların olağan sayılıp sayılamayacağı, gecikme ve hatalı sorulara rağmen davalının sözleşmeyi devam ettirerek bu hususları kabul etmiş sayılıp sayılmayacağı, 6100 Sayılı HMK’nın 281/3. maddesinde mahkemenin gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme yapabileceği öngörüldüğünden ve 6754 Sayılı Bilirkişilik Kanununun 3. maddesinin üçüncü bendinde belirtilen “Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz” ilkesi de gözetilmek suretiyle tarafların sunmuş oldukları tüm delillerin ve açıklığa kavuşturdukları konuların değerlendirilmesi için aralarında yayıncı, eğitimci ve dershanecilik konusunda uzman bilirkişilerin yer aldığı bilirkişi heyetinden rapor alınıp, tarafların sorumlulukları ve sözleşmenin sona erdirilmesinde hangi tarafın kusurlu olduğu değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi için direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerekmiştir.


sözleşme özgürlüğü sözleşme özgürlüğü sözleşme özgürlüğünün sınırları sözleşme özgürlüğünün sınırları sözleşme dava ankara sözleşme dava ankara  eser sözleşmesi eser sözleşmesi  eser sözleşmesinin sınırları eser sözleşmesinin sınırları sözleşme ihlal tazminat sözleşme ihlal tazminat sözleşme dava sözleşme dava  sözleşme avukat ankara sözleşme avukat ankara sözleşmenin sınırları sözleşmenin sınırları sözleşme ahlaka aykırılık sözleşme ahlaka aykırılık

Yazı Kategorileri:
Borçlar Kanunu

2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Kırkağaç 6. Jandarma Er Eğitim Alayı Manisa’da Disiplin Subayı olarak askeri hizmet verdikten sonra Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret ve Şirketler Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT’un hukuk pratiği özellikle fikri mülkiyet hakları ve haksız rekabet hakları konusunda yoğunlaşmıştır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz