May 6, 2021
179 Görüntüleme

Tanık Anlatımları Tutukluluk İçin Yeterli Temel Olmaz 31468

Yazan
banner

Anayasa Mahkemesi yakın zamanda verdiği bazı kararlarında; tanık anlatımlarının kişinin örgütsel bağlantısına veya hangi örgütsel eylemlerde bulunduğuna ya da başvurucunun örgütsel konumuna ilişkin herhangi bir vaka veya olguya dayanmaması dolayısıyla kişisel kanaatin açıklanması niteliğinde olduğu, bu anlamda yargı makamlarının denetim yaparak söz konusu beyanları doğrulamasına ya da çürütmesine imkân vermediği gerekçesiyle kuvvetli suç belirtisi olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varmıştır (E.A., B. No: 2016/78293, 3/7/2019, § 59; Ali Aktaş, B. No: 2016/14178, 17/7/2019, § 56).


M.G. BAŞVURUSU (Başvuru Numarası: 2018/13901) Karar Tarihi: 11/2/2021 R.G. Tarih ve Sayı: 28/4/2021-31468

Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

41. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

42. Hâkimliğin tutuklama kararında başvurucu aleyhinde tanık beyanı olduğu belirtilmiştir. Tutuklama kararında değinilen bu tanık beyanına iddianamede de dayanılarak başvurucunun örgüt toplantılarına katıldığı ve örgüt içinde mahrem imam olarak görev yapan örgüt yöneticileri tarafından gizlilik esasına dayalı olarak takibinin yapıldığı gerekçesiyle terör örgütü mensubu olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

43. Bu bağlamda tanık M.G.; soruşturma ve kovuşturma aşamasında 15/9/2010 tarihinden sonra gerçek adı Mehmet olan Metin kod adlı, İzmir Yamanlar Kolejinde öğretmenlik yapan bir şahsın kendisini aradığını, “Daha rahat görüşmek için ev tut.” demesine rağmen bu kişilerle görüşmek istemediği için misafirhanede kaldığını, devresi olan başvurucunun da misafirhanede kaldığını, Metin kod adlı öğretmenin başvurucuyla kendisini tanıştırdığını, tanıştırılana kadar başvurucunun örgüt ile bağlantılı olduğunu bilmediğini, yedi sekiz ay kadar grup arkadaşlığı yaptıklarını, birlikte bir kez Metin kod adlı şahısla buluştuklarını ve bir daha herhangi bir toplantıya birlikte katılmadıklarını, sonrasında da başvurucuyla örgütsel anlamda herhangi bir irtibatının bulunmadığını ve başvurucu hakkında başka bir bilgisi olmadığını beyan etmiştir.

44. Başvurucu ise tanık M.G. ile istihkâm okulunda dört ay, piyade okulunda da bir hafta birlikte kaldıklarının doğru olduğunu, nerede kalacaklarının o dönemki bölük komutanları tarafından belirlendiğini ancak tanığın diğer beyanlarının doğru olmadığını ifade etmiştir.

45. Anayasa Mahkemesi yakın zamanda verdiği bazı kararlarında; tanık anlatımlarının kişinin örgütsel bağlantısına veya hangi örgütsel eylemlerde bulunduğuna ya da başvurucunun örgütsel konumuna ilişkin herhangi bir vaka veya olguya dayanmaması dolayısıyla kişisel kanaatin açıklanması niteliğinde olduğu, bu anlamda yargı makamlarının denetim yaparak söz konusu beyanları doğrulamasına ya da çürütmesine imkân vermediği gerekçesiyle kuvvetli suç belirtisi olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varmıştır (E.A., B. No: 2016/78293, 3/7/2019, § 59; Ali Aktaş, B. No: 2016/14178, 17/7/2019, § 56). Somut olayda başvurucu ile tanığın misafirhanede örgütsel amaçla birlikte kaldıklarına ilişkin bir delil hatta iddia yoktur. Başvurucunun nerede kalacaklarını bölük komutanlarının belirlediğine ilişkin savunmasının da aksi kanıtlanmamıştır. Tanığın soruşturma aşamasında başvurucuyla yedi sekiz ay grup arkadaşlığı yaptıklarına ilişkin ifadesinin ise kovuşturma aşamasındaki Metin kod adlı şahısla bir kez buluştuklarına ve sonrasında da başvurucuyla örgütsel anlamda herhangi bir irtibatının bulunmadığına yönelik beyanı dikkate alındığında örgütsel bir anlam taşımadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle tanık beyanlarının başvurucu ile FETÖ/PDY arasındaki herhangi bir düzeyde ilişkinin mevcut olup olmadığının belirlenmesi bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak değerlendirilebilecek bir nitelik taşımadığı kanaatine varılmıştır.

46. Kovuşturma mercileri ayrıca başvurucudan ele geçirilen dijital materyallerde “Kakaotalk, Coco, CoverMe” ve “Threema” uygulamalarına ait kalıntılar tespit edildiğini belirtmiştir. Ancak beraat kararında da yer verildiği üzere başvurucunun bu programları yükleyip yüklemediği ve örgütsel amaçlı faaliyetlerde kullanıp kullanmadığına dair bir tespitin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan kalıntılar, başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı bir suç işlediğine dair kuvvetli belirti olarak değerlendirilemeyecektir.

47. Bu itibarla başvurucunun savunması ve dosya kapsamına göre somut olayda tutuklama için gerekli olan suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı kanaatine ulaşılmıştır.

48. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

49. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli belirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan dönemde Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

50. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığının incelenmesi gerekir.

4. Anayasa’nın 15. Maddesi Yönünden

51. Anayasa Mahkemesi daha önceki pek çok kararında olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa’nın 15. maddesinin suç işlendiğine dair belirtilerin varlığı ortaya konulmadan gerçekleştirilen tutuklamaları meşru kılmadığına, suç işlendiğine dair belirti olduğu ortaya konulmadan tutuklama tedbirinin uygulanmasının durumun gerektirdiği ölçüde bir müdahale olmadığına karar vermiştir (Mehmet Hasan Altan (2), §§ 152-157; Turhan Günay [GK], B. No: 2016/50972, 11/1/2018, §§ 83-89; Mustafa Baldır, B. No: 2016/29354, 4/4/2018, §§ 83-88).

52. Somut olayda bu kararlardan ayrılmayı gerektiren bir yön bulunmamaktadır. Bu nedenle -Anayasa’nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde de- Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

53. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa’nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.


aym bireysel başvuru aym bireysel başvuru AYM BAŞVURU AYM BAŞVURU insan hakları avukatı insan hakları avukatı alan adı tazminat alan adı tazminat  tutukluluk tazminat tutukluluk tazminat  ankara aym avukat ankara aym avukat ankara anayasa avukat ankara anayasa avukat  bireysel başvuru avukat bireysel başvuru avukat bireysel başvuru ankara avukat bireysel başvuru ankara avukat  bireysel başvuru dava bireysel başvuru dava ceza davası ankara ceza avukatı ankara

 


2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret Hukuku ve Marka, Patent, Faydalı Model, Telif Hakları yan genel adıyla Fikri Mülkiyet Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT özellikle marka, patent ve haksız rekabet hakları konusunda yoğun olarak çalışmaktadır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz