Haz 25, 2021
157 Görüntüleme

Sözleşmeyle Bağlılık ve Uyarlama 1552

Yazan
banner

Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık ( Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda ) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir durum yaratır hale gelir. Hukukta bu zıtlık (Clausula Rebüs Sic Stantibus -beklenmeyen hal şartı- sözleşmenin değişen şartlara uydurulması) ilkesi ile giderilmeye çalışılmaktadır. İşte bu bağlamda hakim, somut olayın verilerine göre alacaklı yararına borçlunun edimini yükseltmeye veya borçlu yararına onun tamamen veya kısmen edim yükümlülüğünden kurtulmasına karar verebilir ve müdahale ederek sözleşmeyi değişen koşullara uyarlar. Bununla birlikte her talep vukuunda sözleşmeyi değişen hal ve şartlara uydurmak mümkün değildir. Aksi halde özel hukuk sistemimizde geçerli olan “irade özgürlüğü”,”sözleşme serbestisi” ve “sözleşmeye bağlılık” ilkelerinden sapma tehlikesi ortaya çıkar. Sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai, tali (ikinci derecede) yardımcı nitelikte olup, ancak uyarlama kurumunun şartlarının mevcudiyeti halinde anılan kurumun uygulanması gündeme gelebilecektir. BK’nın 19. maddesindeki emredici hükümlere aykırı olmamak koşuluyla irade hürriyeti ve akit serbestisi sınırları içinde taraflar diledikleri gibi sözleşme yapabilirler. Sözleşme ilkesine egemen olan ve öncelikle uyulması ve uygulaması gereken hükümler sırasıyla, amir hükümler ve amir hükümlere aykırı olmamak kaydıyla tarafların kendi kararlaştırmalarıdır. Sözleşmeyi geçersiz saymak tarafların amacına aykırı düşer.


Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/1552 E. , 2021/323 K.

Davacı; … Eczanesi’nin sahibi olduğunu, davalı kurum tarafından; 02/01/2018 tarihli yazı ile 1 aylık sürenin sonunda sözleşmesinin feshedileceğinin bildirildiğini ve bu süre beklenilmeksizin aynı gün medula ekranının da kapatıldığını beyanla, 1 aylık süre beklenmeden ve haklı bir neden olmadan sözleşmesinin feshedilmesinin taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı olduğu gerekçesiyle işlemin iptaline ve sözleşmenin aynı koşullarda devamına karar verilmesi suretiyle muarazanın giderilmesini talep etmiştir.
Davalı; sözleşmenin feshi işleminin mevzuata uygun olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.
İlk derece mahkemesince; Ağır Ceza Mahkemesi yargılamasından beraat eden davacının sözleşmesinin feshinin gerekçesini oluşturacak başka bir iddia ileri sürülmediğinden, gerekçesiz fesih işleminin iptal edilmesi gerektiği kanaatiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; 657 sayılı KHK’de eczacılar hakkında yaptırım uygulanacağına dair bir hüküm bulunmaması ve sözleşmeyi tebliğ tarihinden itibaren bir ay sonra fesh etme yetkisi bulunan SGK’nın protokolün 5.1 maddesindeki belirlenen bir aylık süreyi beklemeden ve sözleşmenin tek taraflı feshedilmesine ilişkin haklı sebebin ne olduğuna dair açıklama yapmadan davacı eczacının sözleşme ekranı kapatması ve bu şekilde idari yaptırım uygulamasının protokol hükümlerine aykırı olduğu ve bu nedenle uygulanan idari yaptırım cezasının yerinde olmadığı gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ve hüküm, davalı tarafça temyiz edilmiştir.
Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık ( Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda ) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir durum yaratır hale gelir. Hukukta bu zıtlık (Clausula Rebüs Sic Stantibus -beklenmeyen hal şartı- sözleşmenin değişen şartlara uydurulması) ilkesi ile giderilmeye çalışılmaktadır. İşte bu bağlamda hakim, somut olayın verilerine göre alacaklı yararına borçlunun edimini yükseltmeye veya borçlu yararına onun tamamen veya kısmen edim yükümlülüğünden kurtulmasına karar verebilir ve müdahale ederek sözleşmeyi değişen koşullara uyarlar. Bununla birlikte her talep vukuunda sözleşmeyi değişen hal ve şartlara uydurmak mümkün değildir. Aksi halde özel hukuk sistemimizde geçerli olan “irade özgürlüğü”,”sözleşme serbestisi” ve “sözleşmeye bağlılık” ilkelerinden sapma tehlikesi ortaya çıkar. Sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai, tali (ikinci derecede) yardımcı nitelikte olup, ancak uyarlama kurumunun şartlarının mevcudiyeti halinde anılan kurumun uygulanması gündeme gelebilecektir.
BK’nın  19. maddesindeki emredici hükümlere aykırı olmamak koşuluyla irade hürriyeti ve akit serbestisi sınırları içinde taraflar diledikleri gibi sözleşme yapabilirler. Sözleşme ilkesine egemen olan ve öncelikle uyulması ve uygulaması gereken hükümler sırasıyla, amir hükümler ve amir hükümlere aykırı olmamak kaydıyla tarafların kendi kararlaştırmalarıdır. Sözleşmeyi geçersiz saymak tarafların amacına aykırı düşer.
Somut olayda; uyuşmazlığa uygulanması gereken Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacıları Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin Protokol’ün “Sözleşmenin Feshi ve Cezai Şartlar” başlıklı 5.1. maddesinde “taraflar bir ay önceden yazılı bildirimde bulunmak şartıyla sözleşmeyi her zaman feshedebilir.” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca kurum tarafından davacıya, bir aylık sürenin sonunda sözleşmesinin feshedileceği usulüne uygun şekilde bildirilmiştir. Ayrıca sözleşme hükmünden tarafların sözleşmeyi feshederken gerekçe sunması gerekmediği de anlaşıldığından, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, ahde vefa ilkesine aykırı şekilde sözleşmenin feshini gerektirir bir neden bulunmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK’nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.


sözleşme uyarlama sözleşme uyarlama sözleşmeyle bağlılık sözleşmeyle bağlılık sözleşme uyarlama ankara sözleşme uyarlama ankara sözleşme uyarlama dava sözleşme uyarlama dava  sözleşme uyarlama dava ankara sözleşme uyarlama dava ankara


2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret Hukuku ve Marka, Patent, Faydalı Model, Telif Hakları yan genel adıyla Fikri Mülkiyet Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT özellikle marka, patent ve haksız rekabet hakları konusunda yoğun olarak çalışmaktadır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz