Tem 7, 2021
42 Görüntüleme

Basının Gerçek Gibi Görünüp Sonradan Gerçek Olmadığı Anlaşılan Haberlerden Sorumluluğu 10045

Yazan
banner

Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.


YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ E. 2016/10045 K. 2019/266 T. 23.1.2019

Mahkemece; dava konusu haberde kullanılan ifadelerin, davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu gerekçesi ile davalılar yönünden davanın kısmen kabulüne; yazı işleri müdürü olan diğer davalıların yasal sorumluluğu bulunmadığından aleyhlerine açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28. maddesiyle 5187 Sayılı Basın Kanunu’nun 1 ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.

Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.

Ne var ki, basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasa’nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.

Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.

Dosya kapsamından; davacı hakkında, … Üniversitesi tarafından suç duyurusunda bulunulması üzerine, zimmet ve 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’na aykırılık nedeniyle adli soruşturma yürütüldüğü, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2014/2422 soruşturma, 2014/1865 Sayılı kararı ile atılı suçlardan somut delil elde edilemediği gerekçesi ile 25/07/2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de, bu kararın yayın tarihi olan 25/08/2014 gününde henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Buna göre yayında belirtilen, davacının sahibi olduğu menkul ve gayrimenkullere ilişkin mal beyanında bulunmadığı hususunun güncel ve görünür gerçekliğe uygun olduğu, yayında geçen davacının şoför olarak üniversitede göreve başladığı yönündeki ifadenin ise yazıda teferruat olarak değerlendirilmesi gerektiği, yayının; toplumun bilgi edinme, basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu, olayın gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekecek nitelikte aktarıldığı, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, demokratik toplum tarafından meşru sayılabilecek nitelikte, ifade özgürlüğüne getirilmesi gereken bir sınırlamanın gerekli olmadığı, davacının kişilik haklarına bir saldırı bulunmadığı kabul edilerek istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmayıp kararın davalılar yararına bozulması gerekmiştir.


basın özgürlüğü basın özgürlüğü basın özgürlüğü basın özgürlüğü  ankara basın dava ankara basın davaTerimi kaldır: yalan haber dava yalan haber dava  yalan haber avukat yalan haber avukat  kişilik hakları avukat kişilik hakları avukat  yalan haber ankara avukat yalan haber ankara avukat  yalan haber ankara dava yalan haber ankara dava yalan haber tazminat yalan haber tazminat yalan haber ankara tazminat yalan haber ankara tazminat

Yazı Kategorileri:
Borçlar Kanunu

2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret Hukuku ve Marka, Patent, Faydalı Model, Telif Hakları yan genel adıyla Fikri Mülkiyet Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT özellikle marka, patent ve haksız rekabet hakları konusunda yoğun olarak çalışmaktadır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz