Ağu 26, 2021
103 Görüntüleme

Patent ve Rekabet Yasağı 2113

Yazan
banner

 Dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 551 sayılı KHK’nın 133’üncü maddesine göre yıllık ücretin ödenmemesi patent hakkını sona erdiren sebeplerdendir. Hakkın herhangi bir nedenle sona ermesi üzerine o patent toplumun malı haline gelir ve dolayısıyla herkes serbestçe kullanabilir. Patent kapsamı sır olmadığı gibi, böyle bir durumda yani patent hakkının sona ermesinde korunması gerekli ticari sır söz konusu değildir. Yine aynı KHK m. 72 ve m. 82 hükümleri uyarınca ise, patent başvurusunda bulunan da başvurunun yayınlanmasından itibaren patent hakkından yararlanmak durumundadır. Koruma süresi sona eren ve yıllık ücreti ödenmediğinden geçersiz olan patentin üçüncü kişilerce kullanılması haksız rekabet oluşturmayacağından bilirkişi heyetine bir patent vekili birde sektör bilirkişisi eklenerek davacı sisteminin sona eren ve dolayısıyla umuma ait olan patentlerin uygulaması, davalı sisteminin de hem başvurusunu yaptığı kendi patentinin hem de sona ermesi nedeniyle herkesçe serbeste kullanılacak hale gelen davacı kurucusunun patentlerinin uygulaması olup olmadığının, taraf sistemlerindeki benzerliklerin tekniğin gerektirdiği zorunluluklardan kaynaklanıp kaynaklanmadığının ve ayrıca itiraza uğrayan teknik bilirkişi raporları arasında davacı sisteminde farklılık olup olmadığı için çelişkinin giderilmesi için yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınması gerektiğinin gözetilmemesi doğru olmamıştır.


Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2020/2113 E. , 2021/4613 K.

Davacı vekili, müvekkili şirketin alüminyum tozu üretiminde hammadde tedariki, atıkların kaynağında ayrılması, balyalanması, sevkiyatı, bedelinin tespiti, tedarik sürecinin sağlıklı ve verimli çalışması için organizasyon gibi “ticari sır” oluşturan ve yıllarca süren bir dizi çalışmasının olduğunu, davalının da yıllarca müvekkili şirkette yüksek standartlarda çalıştırıldığını, bu süreçte kendisine çeşitli eğitimler aldırıldığını, projede görev aldığını ve bu nedenle de üretim ve iş sırları ile ticari sırları öğrendiğini, davalının müvekkili şirkette çalıştığı sırada diğer davalı  ile işyeri dışında sürekli olarak müvekkili şirkete ait işi yapmak üzere görüştüklerinin anlaşıldığını, davalının 2014 yılında davacı şirketten ayrıldığını ve Akadya Geri Kazanım Endüstri Makina ve San. Tic. Ltd. Şti’ni ortak olarak kurduklarını, davalıların bu süreçte TTK kapsamında haksız rekabeti oluşturan ve etik olmayan davranışlarda bulunmaya başladıklarını ve bu şekilde müvekkili şirket ile haksız rekabete girdiklerini belirterek davalıların davacı şirkete karşı haksız rekabetinin saptanmasına, haksız rekabetin önlenmesine, haksız rekabetin ref’i’ne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, müvekkil şirketin faaliyete başlamasında hiçbir usulsüzlük veyahut hukuka aykırılık bulunmadığını, davacı şirkette son iki yıl fabrika müdürlüğü görevinde bulunan müvekkili şirket yetkilisinin mobbing niteliğindeki davranışlarıyla psikolojik olarak rahatsızlanarak tedavi gördüğünü, aldığı raporun bitim tarihi olan 04.01.2014 tarihinde sebepsiz olarak işten çıkarıldığını, müvekkiline baskı ile bir kısım belgeler imzalatıldığını, müvekkilinin 15 yılı aşkın bir süre geri dönüşüm alanında kendi firması ile folyolu atıkların ticaretini ve tedarikçiliğini yaptığını, ambalaj atıklarından alüminyum tozu üretiminin 1975 yılında Japonya’daki bir firma tarafından yapılarak patentinin alındığını, daha sonra Rus firmalarının patent aldığını, halihazırda birçok ülkede bu işlemin yapıldığını, atıkların kaynağında ayrıştırılmasının sır olmadığını, davacı tarafın 2008/06071 no’lu patentinin incelemesiz olduğu ve süresinin bittiğini, müvekkili şirketin 2014/08187 no’lu patent başvurusunun kabul edildiğini, herkesin bu işi yapabildiğini, eldeki davanın tamamen ticari kaygılar ve kişisel çıkarlar doğrultusunda ikame edildiğini, müvekkillerin TTK anlamında haksız rekabet olarak nitelendirilecek hiçbir fiilinin bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, ticaret sicil kayıtlarında davalı Akadya Geri Kazanım Ltd. Şti’nin davalıların birlikte kurdukları, kendisinin şirketi münferiden temsile yetkili olduğu, davalının davacı firmada uzun yıllar çalıştığı, zamanla yükselerek fiili olarak şirket müdürlüğü görevi yaptığı, davacı şirketin üretim aşamasındaki tüm sırlara vakıf olduğu, şirket kurucusundan sonra en yetkili çalışan olduğu, diğer davalının davalı ile birlikte şirket kuracaklarının duyulması üzerine , davacı şirket yetkilisi … ile şirketin mali müşaviri Mehmet Küçükakın’ın davalı ile görüşerek şirketin ticari sırlarını paylaşmaması gerektiğini, bu konuda kendisinden yazılı taahhüt aldıklarını, böyle bir durumun oluşması halinde kendilerinin de sorumlu olacağı hususunda uyarıda bulunulduğunun dinlenen tanık beyanı ile anlaşıldığı, davacı firmadan ayrılanın şirkette uygulanan teknoloji ve üretim tekniklerinin sır saklama yükümlülüğünde olduğunu ve dışarıya çıkarılmaması gerektiğini belirtir yazıyı imzaladığı, davacı firmanın kendine özgü bir yöntem geliştirerek, yapılan üretimi verimli hale getirdiği, uygulanan yöntemin kendine özgü nitelikte bulunduğu, ve başka bir örneğinin bulunmadığı, davalının şirket müdürü olduğu dönemde bu üretim yöntemini ve davacı şirketin ticari faaliyette bulunduğu firmaları öğrendiği, diğer davalının  davacı şirkette kullanılan üretim yöntemleri ve ticari bilgileri hakkında, davalı vasıtası ile bilgi sahibi olduğu, davacı şirket yetkilisi ve mali müşaviri tarafından davalı şirketi kurmadan önce kendisinin uyarıldığı, buna rağmen davalı  ile birlikte davalı firmayı kurarak davacı firmanın geliştirdiği üretim yöntemini kullanmak ve davacı firmanın ticari bilgilerinden faydalanmak suretiyle haksız rekabet niteliğinde faaliyette bulunduklarının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile, davalıların davacı şirketin toz alüminyum elde etmek üzere geliştirdiği sistemi ve ticari bilgilerini kullanmak sureti ile haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, haksız rekabetin önlenmesi ile 04.07.2019 tarihli bilirkişi heyet raporundan belirlenen ambalaj ve üretim atıklarının, boya, lak-plastik ve kağıt laminasyonlarının giderilmesi için davacının geliştirdiği dönertip gazlaştırma fırınlarında oluşan gazların yakılması için geliştirilen ve ventüri üniteli geri temizleme düzeneği oluşturarak, alüminyum tozu ısı enerjisi ve karbon tozu elde etmek yöntemi kullanarak davalıların üretim yapmasının önlenmesine, bilirkişi heyetinin 09/07/2019 tarihli raporun kararın eki sayılmasına karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.

Davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
Dava, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve ref taleplerine ilişkin olup, Mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Somut olayda, davacı nezdinde ticari sırlara vakıf bir konumda çalışan davalıların ham madde temini, pazarlama, üretim tekniği ve yöntemi vs ilişkin davacının oluşturduğu ve patent almak için başvurusunu yaptığı özgün yönteme ait ticari sırları diğer davalılar ile paylaşıp işten ayrıldığını ve sonra da diğer davalı şirketi birlikte kurup, know-how’da oluşturan davacının ticari sırlarını kullanarak tedarikçilerden ham madde temin edip aynı ürünü aynı sistemle üretip, aynı müşterilere sattıkları ve böylece haksız rekabette bulundukları ileri sürülmüştür.

Davalılar ise, davacının teknolojisi ile üretim yöntemlerini ve ticari sırlarını kullanmadıkları gibi haksız elde edilen ticari sırrında söz konusu olmadığını, iddia edilen bilgilere internetten ulaşılmasının mümkün olduğunu, ayrıca tedarikçilerin ve müşterilerin ilgili dernekten öğrenilmesinin de mümkün olduğunu, söz konusu sistemin daha önce Japonya ve Rusya da kullanıldığını ve dolayısıyla harcı alem olduğunu, faaliyetleri kapsamında 2014/8187 sayılı patent başvurularının bulunduğunu ve dolayısıyla teknoloji ve yöntemlerinin farklı olduğunu, sistemdeki benzerliklerin tekniğin gerektirdiği zorunluluktan kaynaklandığını, konuya ilişkin davacı şirket kurucusuna ait 2008/ 6071 ve 1007 nolu patentlerin ise koruma sürelerinin dolduğunu, sırların ifşa edilmediğini, ortada rekabet yasağı sözleşmesi, şartı ve taahhüdünün bulunmadığını, ayrıca davacının üretimle ilgili bir kısım makine ve aksamlarını şartsız olarak davalılara satıp 10.06.2014’de teslim ettiğini, faaliyetlerinin TPMK’ya başvurusunu yaptıkları patente uygun yürütüldüğünü, davacının rekabet ortamından duyduğu rahatsızlık nedeniyle dava açtığını ileri sürmüşlerdir.
Mahkemece bu savunma üzerinde yeterince durulmamış ve ikinci teknik bilirkişi raporu ile uzman görüşünde belirtilen davalı sistemindeki farklılıkların tekniğin bilinen durumunu aşıp aşmadığı tespit edilmemiş, tarafların uyguladıkları sistemler arasında farklılık bulunup bulunmadığı yönünden birinci teknik bilirkişi raporu ile ikinci teknik bilirkişi kurulu raporu arasındaki çelişki de giderilmemiştir.

Şöyle ki, TPMK’nın cevabında da belirtilen davalı tarafın patent başvurusu, davacı şirket kurucusu Sami’ye ait olan ve 2012 yıllık ücreti ödenmediğinden geçerliliğini yitiren ve dolayısıyla umuma ait olan iki patent, yine davacı kurucusu Sami’ye ait patent başvurusu, üretimde kullanılması için davacı tarafından davalılardan Yakup’a makine ve aksamlarının şartsız satılıp teslim edildiğine ilişkin 10.06.2014 tarihli sözleşme, rekabet yasağı taahhüdü ve sözleşmesinin bulunmadığı gözetilip değerlendirilmemiştir.

Bu bağlamda; davalı tarafça ileri sürülen ve TPE’nin 23.05.2017 tarihli yazısında belirtildiği üzere uyuşmazlık konusuna ilişkin davalının 1014/8187 sayılı “alüminyum atıklardan alüminyum tozu, parafin, gaz ve ısı enerjisi üretim yöntemi” başlıklı usul patenti başvurusu bulunmaktadır.

Davacı şirket kurucusu ve yetkilisi Sami’ye ait 2008/6071 sayılı “alüminyum ambalaj atıklarından alüminyum tozu elde edilmesi için yöntem ve bu yöntemle elde edilen alüminyum tozu” başlıklı usul patenti ile yine 2008/1007 sayılı “metal atıkların yeniden değerlendirilmesini sağlayan bir yöntem ve bu yönteme için kullanılan döner tip kurutma fırını” başlıklı usul patentinin 2012 yılı yıllık ücretlerinin ihtara rağmen ödenmediğinden, bu patentler sona erip toplumun malı haline gelmiştir.

Yine davacı şirket kurucusu ve yetkilisi Sami’ye ait 2014/4676 sayılı “döner tip pozlaştırma fırınlarında oluşan gazların yakılması geliştirilmiş sistem” başlıklı usul patenti başvurusu bulunmaktadır.

Dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 551 sayılı KHK’nın 133’üncü maddesine göre yıllık ücretin ödenmemesi patent hakkını sona erdiren sebeplerdendir. Hakkın herhangi bir nedenle sona ermesi üzerine o patent toplumun malı haline gelir ve dolayısıyla herkes serbestçe kullanabilir.

Patent kapsamı sır olmadığı gibi, böyle bir durumda yani patent hakkının sona ermesinde korunması gerekli ticari sır söz konusu değildir. Yine aynı KHK m. 72 ve m. 82 hükümleri uyarınca ise, patent başvurusunda bulunan da başvurunun yayınlanmasından itibaren patent hakkından yararlanmak durumundadır. Koruma süresi sona eren ve yıllık ücreti ödenmediğinden geçersiz olan patentin üçüncü kişilerce kullanılması haksız rekabet oluşturmayacağından bilirkişi heyetine bir patent vekili birde sektör bilirkişisi eklenerek davacı sisteminin sona eren ve dolayısıyla umuma ait olan patentlerin uygulaması, davalı sisteminin de hem başvurusunu yaptığı kendi patentinin hem de sona ermesi nedeniyle herkesçe serbeste kullanılacak hale gelen davacı kurucusunun patentlerinin uygulaması olup olmadığının, taraf sistemlerindeki benzerliklerin tekniğin gerektirdiği zorunluluklardan kaynaklanıp kaynaklanmadığının ve ayrıca itiraza uğrayan teknik bilirkişi raporları arasında davacı sisteminde farklılık olup olmadığı için çelişkinin giderilmesi için yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınması gerektiğinin gözetilmemesi doğru olmamıştır.

Davalının delil olarak dayandığı 10.06.2014 tarihli “Makine Techizat Satım Sözleşmesi” ile davacı bir kısım makine teçhizatları kullanmak üzere davalılardan Yakup’a satıp teslim etmiştir. Bu makinelerin davalı tarafça kullanılması yönünden bir şart konulmadığına göre, makine ve teçhizatının davacı tarafından davalılardan Yakup’a satılıp teslim edilmesi ve sözleşmede de kullanılacağının belirtilmesinin davacının aynı işi yapması yönünden davalıya muvafakat niteliğinde olup olmadığının tartışılıp değerlendirilmesi gerektiği gibi, davacının makine ve teçhizatını kullanması için bu davalıya satıp teslim ettikten sonra dava açmasının dava hakkını kötüye kullanma oluşturup oluşturmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir.

Buna bağlı olarak davalı taraf faaliyetinin dürüstçe yapılıp yapılmadığı da saptanıp gözetilmelidir. Ayrıca, çalışanın özen ve sadakat yükümlülüğünü düzenleyen TBK m. 396 hizmet ilişkisi sırasında sır saklama ve rekabet yükümlülüğünü düzenlemekle birlikte son fıkrasının son cümlesi, “işverenin haklı menfaati söz konusu ise gerekli ölçüde hizmet ilişkisi sona erdikten sonrada işçi yönünden sır saklama yükümlülüğü bulunduğu” hükmünü içermektedir. Bu hükmün değerlendirilmesinin söz konusu makine ve teçhizat satımı sözleşmesi ile birlikte yapılması zorunluk arz etmektedir. Zira, işverenin haklı menfaatinın bulunup bulunmadığı bu sözleşme kapsamında belirlenmelidir. Belirtilen bu hususlarında gözetilmemesi doğru olmamıştır.

Davalının rekabet yasağı taahhüdü olduğuna yönelik davacı tarafından dayanak gösterilen tek belge 04.01.2013 tarihli davalıya hitaben yazılmış teşekkür ve uyarı yazısıdır. Ancak, bu yazıda Yakup’a hitaben “iş yerinde 18.10.2006 tarihinden bu yana çalışmaktasınız. İşin ve işyerinin gereği olarak yasal tüm haklarınız saklı tutularak ve kıdem ve ihbar tazminatınız ödenmek üzere iş akdiniz 04.01.2013 tarihi itibariyle feshedilmiştir. Bilginiz dahilinde olduğu üzere, işyerimizde patentli ve çok özel bir üretim süreci uygulanmaktadır. Bu nedenle, işyerinde kullanılan teknoloji ve üretim uygulamalarının sır saklama yükümlülüğünüz çerçevesinde işyeri dışına çıkarmayacağınız konusunda kuşkumuz olmamakla birlikte, aksi bir durumda sorumlu bir duruma düşebileceğinizi usul gereği yeniden hatırlatmayı gerekli gördük. Bu güne kadar işletmemize yapmış olduğumuz katkılardan dolayı teşekkür eder, yeni iş yaşamında başarılar dileriz”, şeklinde beyana yer verilmiştir.

Görüldüğü üzere, bu yazıda davalı rekabet etmeyeceği yönünde bir taahhüdü bulunmamaktadır. Hal böyle olmakla birlikte davacı ile davalı  arasında rekabet yasağı sözleşmesi de yapılmadığı halde, yanılgılı değerlendirme ile söz konusu yazının davalı tarafından verilen rekabet yasağı ve sır saklama taahhüdü olarak kabul edilmesi de doğru olmamıştır.

Ayrıca, böyle bir teşekkür ve uyarı yazısından sonra, davacının davalıya işinde kullanması için makine ve teçhizatlarını şartsız satıp teslim etmesinin de söz konusu yazı içeriğinin yorumlanıp değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiğinin gözetilmemesi de doğru olmamıştır.

Belirtilen hususlarda araştırma ve değerlendirme yapılmadan eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme sonucu ve yazılı gerekçe ile karar verilmesi doğru olmadığından, kararın davalılar yararına bozulması gerekmiştir.


patent dava patent dava  patent ankara dava patent ankara dava patent ankara avukat patent ankara avukat patent ankara tazminat patent ankara tazminat patent hukuku avukatı patent hukuku avukatı patent karar iptal patent karar iptal yidk kararı iptali yidk kararı iptali patent rekabet patent rekabet patent davası patent davası patent tazminat davası patent tazminat davası  patent tazminat davası ankara patent tazminat davası ankara patent iptali ankara patent iptali ankara  patent hükümsüzlüğü ankara patent hükümsüzlüğü ankara patent hükümsüzlüğü patent hükümsüzlüğü  patent iptali patent iptali patentin geçersizliği patentin geçersizliği

Yazı Kategorileri:
Patent

2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret Hukuku ve Marka, Patent, Faydalı Model, Telif Hakları yan genel adıyla Fikri Mülkiyet Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT özellikle marka, patent ve haksız rekabet hakları konusunda yoğun olarak çalışmaktadır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz