Kas 11, 2021
33 Görüntüleme

Marka Karıştırılma İhtimali Değerlendirmesi 64

Yazan
banner

İşaretlerin benzerliğinde ve karıştırılma ihtimalinde dikkate alınacak önemli bir unsur da, önceki markanın ayırt edici niteliğidir.  Önceki markanın ayırt edici niteliği düşük ise küçük farklılıklarla dahi karıştırılma ihtimali ortadan kaldırılabilir.  Bu gibi hallerde önceki marka ile başvuru arasında mevcut farklı unsurların veya ortak unsurlara yapılan ilavelerin ayırt ediciliği ve sonraki başvuruyu yeterince farklılaştırıp farklılaştırmadığı üzerinde durulmalıdır.

Markalara ait mal ve hizmet listelerinde yer alan mal ve hizmetlerin “aynı veya benzer” olup olmadığının değerlendirmesinde, hammadde-mamul ilişkisi, pazarlama koşulları, amaçları, satış sonrası servis ve onarım süreçlerinde ortaya çıkan müşteri çevresindeki ayniyet, birinin diğeri yerine ikame edilebilmesi gibi birçok husus nazara alınmalıdır. O hâlde markaların kapsadığı mallar yönünden benzerliğin bulunup bulunmadığı hususunun uzman bilirkişilerce değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek bu konuda bilirkişi raporu alınmalı ve işaretlerin benzerliği de nazara alınarak davalı başvurusu ile davacı markası arasında iltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.


Yargıtay Hukuk Genel Kurulu         2017/64 E.  ,  2021/405 K.

556 sayılı KHK’nin 8/1-b maddesi kapsamında markalara ait mal ve hizmet listelerinde yer alan mal ve hizmetlerin “aynı veya benzer” olup olmadığının değerlendirmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemelerin bağlayıcı kurallar içermediği dikkate alındığında, karşılaştırma konusu mal ve hizmetlerin ait oldukları sınıf numaraları ile bağlı kalınmamalıdır.

Karşılaştırmaya konu mal veya hizmet farklı sınıflarda yer almakla birlikte, hammadde-mamul ilişkisi, pazarlama koşulları, amaçları, satış sonrası servis ve onarım süreçlerinde ortaya çıkan müşteri çevresindeki ayniyet, birinin diğeri yerine ikame edilebilmesi gibi birçok açıdan benzerlik içerebilmektedir. Bu itibarla karşılaştırmaya konu mal veya hizmet farklı sınıflarda olsa da “aynı veya benzer” olabilmektedir.

Tescil için başvurusu yapılan marka ile tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka arasında halk tarafından karıştırılma ihtimalinden bahsedebilmek için mal ve hizmetin aynı veya benzer olmasının yanında işaretlerin de “aynı veya benzer” olması gerekmektedir.

İşaretler arasında benzerlik değerlendirmesi yapılırken işaretler arasında görsel, işitsel ve anlamsal benzerliğin yanında esas olarak halk (tüketici) nezdinde bir bütün olarak uyandırdığı izlenim esas alınmalıdır. Bir işaret, görsel, işitsel, anlamsal veya diğer bir açıdan farklı olsa bile, “bütünsel” bir açıdan kendisine yaklaşıldığında herhangi bir sebeple halk gözünde başka bir marka ile bağlantısı varmış intibaı yaratarak onu çağrıştırıyorsa ve bu yüzden halkın mal veya hizmet tercihinde etkili oluyorsa, marka olarak tescili engellenebilir.

Başka bir deyişle müşterilerin ihtiyaçları olan mal veya hizmetleri bunları ayırt etmek maksadıyla kullanılan işaretlerin birbirine yakınlığı dolayısıyla karıştırmaları ihtimal dâhilindeyse bir marka ile diğer bir işaret arasında “benzerlik” vardır. Bu itibarla markanın bir bütün olarak algılanmasına etki eden bütün unsurlar her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmeli ve halk tarafından karıştırılma ihtimali buna göre belirlenmelidir. Burada belirtilen halk; işin ilgilisi veya uzmanı olmayan ancak doğrudan muhatabı olan ortalama tüketicidir.

Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, tüketicilerin bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde ve herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım veya bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” bunların karıştırılabileceği yönünde ise iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.06.2012 tarihli ve 2012/11-155 E. 2012/376 K. sayılı kararı).

Başka bir deyişle karıştırılma ihtimali; görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın asıl unsurları ve tamamlayıcı unsurları, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Yine tüketicilerin, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterli olmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki; işaretlerin benzerliğinde ve karıştırılma ihtimalinde dikkate alınacak önemli bir unsur da, önceki markanın ayırt edici niteliğidir. Önceki markanın ayırt edici niteliği düşük ise küçük farklılıklarla dahi karıştırılma ihtimali ortadan kaldırılabilir. Bu gibi hallerde önceki marka ile başvuru arasında mevcut farklı unsurların veya ortak unsurlara yapılan ilavelerin ayırt ediciliği ve sonraki başvuruyu yeterince farklılaştırıp farklılaştırmadığı üzerinde durulmalıdır.

Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı tarafından 06.08.2010 tarihinde “… …+şekil” ibaresinin marka olarak tescili istemiyle Türk Patent ve Marka Kurumu’na başvuruda bulunulduğu, tescil kapsamında 30. sınıftaki emtiaların yer aldığı, başvurunun ilan edilmesi üzerine davacı tarafından “tereyağlar, margarinler, yenilebilir sıvı ve katı yağlar, her türlü un irmik, makarna, kepek” emtialarında tescilli “…” ibareli markası dayanak gösterilerek itirazda bulunulduğu, itirazın Markalar Dairesince kısmen kabul edilerek başvuru kapsamında yer alan “her türlü un, irmikler, nişastalar” emtialarının başvurudan çıkarılmasına karar verildiği, davacının başvurudan çıkarılmayan emtialara yönelik yeniden inceleme isteminin de YİDK tarafından reddedildiği anlaşılmaktadır.

Davalı başvurusu, yaprakların arasında kırmızı renkte yan yana duran iki nar görselinin üst tarafında “…” ibaresi ile bu ibarenin üst tarafında sola yaklaşık olarak daha küçük yazılmış “…” ibaresinden oluşan karma bir marka niteliğindedir. Davacı markası ise büyük harfle yazılmış ve “Z” harfinin yazılışı farklılaştırılmış “…” ibaresinden oluşmaktadır. Davalı başvuru ile davacı markasının asıl unsurunu “…” ibaresi oluşturmaktadır. Bu itibarla davalı başvurusu ile davacı markasının görsel olarak karşılaştırıldığında ve ortalama tüketici nezdinde bıraktıkları genel izlenim dikkate alındığında benzer oldukları aşikârdır.

Bununla birlikte 556 sayılı KHK’nin 8/1-b maddesi kapsamında markalara ait mal ve hizmet listelerinde yer alan mal ve hizmetlerin “aynı veya benzer” olup olmadığının değerlendirmesinde, hammadde-mamul ilişkisi, pazarlama koşulları, amaçları, satış sonrası servis ve onarım süreçlerinde ortaya çıkan müşteri çevresindeki ayniyet, birinin diğeri yerine ikame edilebilmesi gibi birçok husus nazara alınmalıdır. O hâlde markaların kapsadığı mallar yönünden benzerliğin bulunup bulunmadığı hususunun uzman bilirkişilerce değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek bu konuda bilirkişi raporu alınmalı ve işaretlerin benzerliği de nazara alınarak davalı başvurusu ile davacı markası arasında iltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.

Hemen belirtilmesi gerekir ki davacının başvuruya itirazı üzerine başvurudan çıkarılan mallara yönelik Markalar Dairesi Başkanlığının kararına karşı davalının sessiz kalması markaların benzer olduğunun davalı tarafından kabul edildiği anlamına gelmemektedir. Özel Dairenin bu yöne ilişkin gerekçesi doğru bulunmamıştır.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davalı başvurusu ile davacı markası arasında işitsel, görsel, anlamsal ve genel izlenim olarak bir bütün hâlinde idari, ticari, ekonomik bir bağlantı kurulması dahil karıştırılma ihtimali bulunacak bir benzerlikten söz edilemeyeceği, işaretlerin benzerliği meselesinin hukuki bir mesele olduğu gibi mal/hizmetlerin benzerliğinin de hukuki değerlendirme kapsamında bulunduğu ve bilirkişi raporu alınmasına gerek olmadığı, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.


marka karıştırılma ihtimali marka karıştırılma ihtimali marka dava marka dava  marka avukat marka avukat  marka ankara avukat marka ankara avukat  marka ankara dava marka ankara davan patent dava patent dava  patent ankara dava patent ankara dava  patent ankara avukat patent ankara avukat  patent avukatı patent avukatı  ankara patent avukat ankara patent avukat  patent ihlali patent ihlali patent tecavüzü patent tecavüzü  patenti ihlali ankara patenti ihlali ankara  patent tecavüzü ankara patent tecavüzü ankara  patent yidk dava patent yidk dava

Yazı Kategorileri:
Marka

2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret Hukuku ve Marka, Patent, Faydalı Model, Telif Hakları yan genel adıyla Fikri Mülkiyet Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT özellikle marka, patent ve haksız rekabet hakları konusunda yoğun olarak çalışmaktadır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz