Ara 10, 2021
101 Görüntüleme

Kaza Tespit Tutanağının İptali AYM 5619

Yazan
banner

Kaza tespit tutanaklarına karşı kanunda doğrudan bir itiraz yolu düzenlenmiş değildir. Uygulamada, tazminat davası açılması veya ceza soruşturmasının başlatılması durumunda kaza tespit tutanağına itiraz mahkemeye veya Cumhuriyet savcılığına yapılmaktadır. Ayrıca doktrinde, henüz dava söz konusu değilse, kaza ile ilgili delillerin tespiti maksadıyla delil tespit davası açılarak, kaza yerindeki maddi deliller ile varsa tanık anlatımlarının tespiti ve kusur durumunun belirlenmesinin istenebileceği kabul edilmiştir (bkz. Hasan Tahsin Gökcan, Karayolları Trafik Kanununa Göre Hukuki Sorumluluk, Tazminat, Sigorta ve Rücu Davaları, Ankara, 2014, s.1450-1465).


TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ

MUSTAFA MURAT TUNCER BAŞVURUSU (Başvuru Numarası: 2013/5619)

Karayolları Trafik Kanunu’nun “Trafik kazalarına el koyma ve bilirkişilik:” kenar başlıklı 83. maddesi şöyledir:

“Trafik kazalarına;

  1. Adli yönden gereği yapılmak üzere mahalli genel zabıtaca,
  2. Kazanın oluş nedenlerini, iz ve delillerini belirleyerek trafik kaza tespit tutanağı düzenlemek üzere de trafik zabıtasınca el konulur.

Trafik zabıtasının görevli olmadığı veya bulunmadığı karayollarında meydana gelen kazalarda trafik kaza tespit tutanağı mahalli genel zabıtaca düzenlenir ve bir örneği o yerin trafik zabıtasına gönderilir.

Trafik zabıtası, usul kanunlarına göre görevlendirilirse, trafik kazalarında bilirkişilik yapar.

2918 sayılı Kanun’un Kanunu’nun 12/7/2013 tarihli ve 6495 sayılı Kanun’un 20. maddesi ile değiştirilen “Bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri” kenar başlıklı 112. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki; hafif para cezasını veya bununla birlikte hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılır.”

 Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin “Trafik Kazalarına El Konulması” kenar başlıklı 154. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Trafik kazalarına el konulmasında aşağıda gösterilen esas ve usuller uygulanır.

Trafik kazalarına;

1) Adli yönden gereği yapılmak üzere mahalli genel zabıtaca,

2) Kaza nedenlerini, iz ve delillerini belirleyecek “Kaza Tespit Tutanağı” düzenlemek üzere de trafik zabıtasınca (polis veya jandarma), el konulur.

Trafik zabıtasının görev alanı dışında kalan yerler ile el koyamadığı durumlarda, trafik kaza tespit tutanağı, örneğine uygun olarak mahalli zabıta tarafından düzenlenir ve bir örneği o yerin trafik zabıtasına gönderilir.”

Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 21/3/2012 tarihinde değiştirilen “Trafik Kazalarına İlişkin İşlemler” kenar başlıklı 156. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Trafik kazaları ile ilgili olarak yapılacak işlemlerde aşağıdaki usul ve esaslar uygulanır.

  1. Trafik kazası tespit tutanağının düzenlenmesi

Örneğine uygun olarak; kaza yerinin durumu, iz ve deliller, kazaya karışan sürücüler, varsa ölü veya yaralılar, hasar veya zarar, gün ve saat ile gerekli görülen diğer hususlar belirtilmek üzere düzenlenir ve olay yerinin durumu bir krokide gösterilir. Tutanağa kazazedelerin olay yerindeki ölüm veya yaralanma durumu işlenir.

Trafik Kazası Tespit Tutanağı; soruşturma evrakına eklenmek, dosyasında saklanmak ve sayısına göre taraflara verilmek üzere yeter sayıda düzenlenir.

Trafik kazası tespit tutanağının düzenlenmesi ile tutanakta yer alan bilgilerin bir veri tabanında toplanmasına ve bu bilgilerin ilgili taraflarla paylaşımına ilişkin usul ve esaslar Emniyet Genel Müdürlüğünce belirlenir.

 Trafik kazası tespit tutanağı düzenlemeye 154. maddenin (a) bendi gereğince trafik zabıtası ve genel zabıtanın görevli personeli yetkilidir.

Tutanaklar en az iki görevli tarafından düzenlenir. Hafif yaralanmalı veya hasarlı kazalarda tek görevli tarafından rapor şeklinde de düzenlenebilir.

Ancak, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait araçların karıştığı trafik kazalarında bir askeri temsilcinin bulundurulması mecburidir.

Tutanak düzenleyenler, tutanakta taraflar için kusur oranı belirtmeksizin sadece kazanın oluşumunda kimin hangi trafik kuralını ihlal ettiğini belirtirler.

Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 21/3/2012 tarihinde değiştirilen “Trafik Kazalarına İlişkin İşlemler” kenar başlıklı 156. maddesinin ilgili kısmının önceki hali şöyledir:

Tutanak düzenleyenler, taraflar için kusur oranı belirtirler(…)”

Uyuşmazlık Mahkemesinin 9/4/2012 tarihli ve E.2012/102, K.2012/92 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“… Bu düzenlemelere göre, maddi hasarlı kaza tespit tutanağı, kazaya karışan taraflar arasında çıkabilecek hukuki uyuşmazlıkların çözümüne esas olacak ve trafik zabıtasınca düzenlenecek bir belge olup, idari işlem niteliği de bulunmayan bu belgenin, adli yargı yerlerinde çözümlenecek uyuşmazlıkların görümü sırasında o mahkemelerce değerlendirilecek olduğundan, maddi hasarlı kaza tespit tutanağına yönelik davanın idari yargı yerinde görülmesi olanağı bulunmamaktadır.

Bu durumda, davacı vekili tarafından; maddi hasarlı trafik kaza tespit tutanağına itirazen açılan ve idari yargı yerinde görülmesi olanağı bulunmayan davanın  çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır…”

Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 20/5/2013 tarihli ve E.2013/3973, K.2013/7268 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminatın tahsili amacıyla yapılan icra takibine vaki itirazın iptali isteğine ilişkindir.

Kaza tespit tutanakları aksi sabit oluncaya kadar geçerli olan resmi belge niteliğindedir. Kaza tespit tutanağında belirtilen olgu ile bilirkişi raporunun çelişmesi halinde bu çelişkinin giderilmesi gerekir. Somut olayda resmi görevlilerce düzenlenen 08.09.2010 tarihli kaza tutanağında davacı araç sürücüsünün kusursuz olduğu, davalı araç sürücüsünün geçme kurallarına riayet etmemekten kusurlu olduğu belirtilmiştir.

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda hazırlanan ve hükme esas alınan 17.10.2012 günlü bilirkişi raporunda ise davalı araç sürücüsünün kavşaklarda geçiş önceliğine uymamaktan % 75, davacı araç sürücüsünün ise kavşaklara yaklaşırken hızını azaltmamaktan % 25 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Kaza tespit tutanağı ve bilirkişi raporu arasında çelişki bulunması halinde bunun giderilmesi gerekir. Kaza tespit tutanağı ile bilirkişi raporu arasında çelişki giderilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulamaz.

Bu durumda mahkemece İstanbul Teknik Üniversitesi veya Karayolları Genel Müdürlüğü fen heyeti gibi kurumlardan seçilecek kusur konusunda uzman bilirkişiden dosya kapsamı, kaza tespit tutanağı ve önceki bilirkişi raporunun da irdelendiği tarafların olaydaki kusur durumları yönünden ayrıntılı, açıklamalı, gerekçeli ve denetime elverişli kaza tespit tutanağı ile bilirkişi raporu arasındaki çelişkiyi gideren bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.”

Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 23/10/2013 tarihli ve E.2013/14278, K.2013/14207 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Kaza tespit tutanağında çevreden alınan bilgiye göre davalı sürücü Murat Aslan’ın kırmızı ışık ihlalinde bulunduğu bu nedenle %100 kusurlu olduğu belirtilmiş, davacı vekili %100 kusura dayanarak işbu davayı açmıştır. Davalı İsmail vekili, sürücünün kırmızı ışıkta geçtiğine dair delil olmadığını, davacı tarafın kırmızı ışık ihlalinde bulunduğunu, davalı sürücünün yeşil ışıkta geçtiğini belirterek delil listesi ibraz etmiş ve tanıklarının dinlenmesini talep etmiştir. Mahkemece davalı vekili tarafından bildirilen tanıklar dinlenmeden kusur yönünden bilirkişi incelemesi yapılmış hükme esas alınan bilirkişi raporunda aksi sabit olana kadar geçerli kaza tutanağı dışında ışık ihlaline ilişkin delil olmadığından davalı Murat Aslan’ın kırmızı ışıklı trafik işaretinde geçtiği ve %100 kusurlu olduğu kabul edilmiştir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. Bu durumda mahkemece davalı İsmail vekili tarafından bildirilen tanıkların ve tutanak tanıklarının (gerektiğinde) usulüne uygun biçimde dinlenmeleri daha sonra kusur tespitini yapan bilirkişiden tarafların kusur durumunda değişiklik olup olmayacağı hususunda ek rapor alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde davalı tarafın savunma hakkının kısıtlanmasına yol açacak şekilde bildirilen tanıklar dinlenmeden hüküm kurulması doğru görülmemiştir.”

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 4/10/2012 tarihli ve E.2011/13761, K.2012/14278 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Dosya içeriğine göre; davalı cevap dilekçesiyle kazada davacının da kusuru olduğunu ileri sürerek kaza tespit tutanağına itiraz etmiş ve delilleri arasında bilirkişi incelemesi talep etmiş olmasına rağmen, mahkemece kusura ilişkin herhangi bir inceleme yapılmadan dava dilekçesinde ileri sürülen olgulara göre maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin eksik incelemeyle hüküm kurulması doğru olmamıştır.

Bu belirlemelere göre yerel mahkemece yapılacak iş; tarafların kusur durumu usulünce belirlendikten sonra, uğranılan maddi zarara ilişkin bilirkişi raporu alınmalı, sonucuna göre maddi ve manevi tazminat hususunda bir karar verilmelidir. Tarafların kusur durumu belirlenmeden eksik incelemeyle karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.”

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 30/1/2007 tarihli ve E.2006/13872, K.2007/1062 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Dava, haksız eyleme dayalı ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında kalan maddi tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemece, kaza ile ilgili olarak kusur raporu alınmaksızın karar verilmiş ise de; 2918 Sayılı KTK’nun 83 ncü maddesine göre düzenlenen trafik kaza tespit tutanağı, tarafların kusurları bakımından hüküm kurmaya yeterli olmayıp, HUMK’un 275 ve 276 ncı maddeleri gereğince seçilecek uzman bilirkişi aracılığıyla, tarafların kusur derecelerinin tespiti ile sonucuna göre karar vermek gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiştir.”

Mahkemenin 15/4/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 15/7/2013 tarih ve 2013/5619 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

Uyuşmazlık Mahkemesi kararına göre bu tür davalara bakma görevinin sulh ceza mahkemelerine ait olmasına rağmen İlk Derece Mahkemesinin görevli olmadığından bahisle itirazı reddetmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini, tutanağın iptal edilmesi için hukuk sisteminde başka bir yol da olmadığını ileri sürmüştür.

 Başvurucu yargılamanın yenilenmesi ve uğradığı zararların tazminine karar verilmesini talep etmiştir.

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

  1. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un“Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

  1. 6216 sayılı Kanun’un“Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”

Başvurucu, Uyuşmazlık Mahkemesi kararına rağmen Sulh Ceza Mahkemesinin kaza tespit tutanağının iptali talebini reddetmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. İlk Derece Mahkemesi, başvurucu aleyhine bir idari yaptırım kararı bulunmadığı, kaza tespit tutanağında yapılan kusur değerlendirmelerine karşı itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin görevli olmadığı, olayla ilgili olarak çıkacak uyuşmazlıklarda yargılamayı yapacak olan yargı yeri tarafından kusura ilişkin bilirkişi raporu alınabileceği gerekçeleri ile talebi reddetmiştir.

2918 sayılı Kanun’un ve Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin ilgili hükümlerine göre maddi hasarlı kaza tespit tutanağı, kazaya karışan taraflar arasında çıkabilecek hukuki uyuşmazlıkların çözümüne esas olacak ve trafik zabıtasınca düzenlenecek bir resmi belge niteliğindedir. Bu sebeple sonraki bilirkişi incelemelerinde de esas alınacaktır. Buna karşın tutanaktaki bilginin aksinin tanık anlatımları ve diğer delillerle kanıtlanması mümkündür. Karayolları Trafik Yönetmeliği’ne göre kaza tespit tutanaklarında 21/3/2012 tarihinden önce kusur oranına ilişkin görüş yer almaktaydı. Fakat Karayolları Trafik Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikten sonra tutanakta taraflar için kusur oranı belirtmeksizin sadece kazanın oluşumunda kimin hangi trafik kuralını ihlal ettiği belirtilmekle yetinilmektedir. Öte yandan 21/3/2012 tarihinden önce, kaza tespit tutanağında yer verilen kusur durumuna ilişkin görüşler bilirkişi görüşü olarak kabul edilmemekte, çıkacak uyuşmazlıklarda kusur durumunun ayrıca bilirkişi aracılığıyla saptanması gerekmekteydi. Başka bir deyişle kaza tespit tutanağı yalnızca ispat vasıtası olarak önem taşımaktadır.

Kaza tespit tutanaklarına karşı kanunda doğrudan bir itiraz yolu düzenlenmiş değildir. Uygulamada, tazminat davası açılması veya ceza soruşturmasının başlatılması durumunda kaza tespit tutanağına itiraz mahkemeye veya Cumhuriyet savcılığına yapılmaktadır. Ayrıca doktrinde, henüz dava söz konusu değilse, kaza ile ilgili delillerin tespiti maksadıyla delil tespit davası açılarak, kaza yerindeki maddi deliller ile varsa tanık anlatımlarının tespiti ve kusur durumunun belirlenmesinin istenebileceği kabul edilmiştir (bkz. Hasan Tahsin Gökcan, Karayolları Trafik Kanununa Göre Hukuki Sorumluluk, Tazminat, Sigorta ve Rücu Davaları, Ankara, 2014, s.1450-1465). Bundan başka Yargıtay da kaza tespit tutanaklarının tek başına hüküm kurmak için yeterli olmadığını, ancak aksi ispat edilemediği sürece maddi durumu belirleyen kanıt olduğunu kabul etmektedir.

Somut olayda başvurucu, Sulh Ceza Mahkemesinden kaza tespit tutanağının iptali talebinin reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkının ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu, aracında oluşan zararın trafik kasko sigortasından karşılanacağını bu sebeple herhangi bir dava açmak istemediğini, buna karşın kendisine kusur tevzi edilmesi nedeniyle bir sonraki trafik sigortasında kazasızlık indiriminden faydalanamayacağını ve bu nedenle zarara gireceğini ileri sürmüştür.

Yukarda anlatılanlar ışığında ilk olarak, başvurucunun ileri sürdüğü Uyuşmazlık Mahkemesinin kararı uyuşmazlığın tarafları ve ilgili merciler bakımından kesindir ve söz konusu kararda somut uyuşmazlığın çözümünün adli yargı mercilerine ait olduğuna karar verilmiştir (§ 18). İkinci olarak başvurucunun karıştığı maddi hasarlı trafik kazası nedeniyle uğradığı zararı sigorta poliçesine dayanarak sigorta şirketinden veya karşı taraftan istemesi mümkün olduğu halde hukuk mahkemelerinde böyle bir dava açmamıştır. Başvurucunun, açacağı böyle bir davada kaza tespit tutanağında belirtilen kusur oranına itiraz ederek bir bilirkişi raporu ile kusur oranının yeniden tespitini istemesinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır (§ 20-23).

Buna karşın başvuruya konu kaza nedeniyle henüz ne bir ceza soruşturması başlatılmış ne de bir hukuk davası açılmıştır. Başvurucu bir sonraki yıl kazasızlık indiriminden faydalanamayacağını bu sebeple ilerde zarara uğrayacağını ileri sürmüştür. Yargıtay içtihatlarına göre tek başına hüküm kurmak için yeterli olmayan ve yalnızca ispat vasıtası olan kaza tespit tutanağının tutulması ve iptal isteminin reddedilmesinden dolayı, başvurucunun güncel bir hakkının ihlal edildiğinden söz edilemez. Başvuru tarihi itibariyle işlemin mağduru olmayan başvurucunun, bu işlem aleyhine bireysel başvuru yapma hakkı bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, başvurucunun mağdur sıfatı taşımadığı anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “kişi yönünden yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2010-88-596

Trafik Kazası Tespit Tutanağı 2462


trafik kazası avukat trafik kazası avukat  trafik kazası ankara avukat trafik kazası ankara avukat trafik kazası dava trafik kazası dava trafik kazası ankara dava trafik kazası ankara dava trafik kazası tazminat trafik kazası tazminat trafik kazası ankara tazminat trafik kazası ankara tazminat  kaza tespit tutanağı kaza tespit tutanağı trafik kazası tespit tutanağı trafik kazası tespit tutanağı  trafik kaza tutanak trafik kaza tutanak  ankara trafik kaza ankara trafik kaza  trafik kazası davası trafik kazası davası  trafik kazası avukatı trafik kazası avukatı trafik kazası mahkeme trafik kazası mahkeme trafik kazası tutanak trafik kazası tutanak kaza tutanak kaza tutanak kaza tutanak kusur kaza tutanak kusur kaza tutanak dava kaza tutanak dava kaza tutanak düzenleme kaza tutanak düzenleme

Yazı Kategorileri:
Anayasa Mahkemesi

2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret Hukuku ve Marka, Patent, Faydalı Model, Telif Hakları yan genel adıyla Fikri Mülkiyet Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT özellikle marka, patent ve haksız rekabet hakları konusunda yoğun olarak çalışmaktadır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz