May 10, 2022
16 Görüntüleme

SMK sisteminde Tanınmış Marka Sicili Gerekli Mi?

Yazan
banner

Türk Patent ve Marka Kurumu’nun, tanınmış marka sicili oluşturarak, tanınmış markaları bu sicile kayıt yetkisi bulunmamaktadır. Zira, Türk Patent ve Marka Kurumu’na bu yönde yetki ve görev veren bir mevzuat hükmü bulunmamaktadır. Kaldı ki, Dairemizin yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere, tanınmışlık sabit bir olgu olmayıp, her somut olayda münferiden ispatlanması gereken bir vakıadır.

SMK ile getirilen yeni Yasal duruma göre artık sonraki tarihli bir marka tescil başvurusuna itiraz edecek Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış veya ülkemizde tanınmış marka sahiplerinin aynı veya benzer mal ve hizmetleri içeren başvurular bakımından, markasının tanınmışlığını, aynı, benzer veya farklı mal ve hizmetler bakımından ise markasının hem tanınmışlığını hem de sonraki tarihli başvurunun kendi markasının tanınmışlığından haksız yarar sağlayacağını yahut onun itibar ve ayırt edici karakterine zarar vereceğini ispat etmesi gerekir.


Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2020/745 E. 2020/5483 K.

İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre,

  • 06.11.2003 gün 5000 sayılı Türk Patent Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunu’nun 13/d maddesi uyarınca, Markalar Dairesi’nin, markaların tanınmışlık düzeyleri ile ilgili esasların belirlenmesi ve uygulamaya konulması işlemlerini yapma görev ve yetkisinin olduğu,
  • Mülga 556 sayılı KHK’nın 7/ı maddesi uyarınca, sahibi tarafından izin verilmeyen Paris Sözleşmesi’nin 1. mükerrer 6. maddesine göre tanınmış markaların, Türk Patent tarafından başka bir kişi adına marka olarak tescilinin resen reddedilmesinin gerektiği,
  • Anılan hukuki düzenlemelerin bir arada göz önüne alınıp yorumlandığında, marka sahiplerinin markalarının tanınmışlığının tespiti konusunda Türk Patent’e başvuru yapmalarının ve eğer başvuruları reddedilirse bu kararın iptali ve tanınmışlığının tespiti istemiyle mahkemede dava açmalarının mümkün bulunduğu,
  • Zira bu hukuki düzenlemeler gereği Türk Patent’in sonradan başka bir kişi adına yapılan marka tescil başvurusunu, elinde bulunan tanınmış markalar listesine bakarak resen reddetmesinin gerekli olduğu,
  • Ancak 556 sayılı KHK’nın 7/ı maddesi hükmünün Anayasa Mahkemesi’nin 27.05.2015 gün ve E.2015/33, K.2015/50 sayılı kararıyla iptal olunduğu, kararın aynı yıl içerisinde yayımlandığı,
  • Yasa Koyucunun SMK yürürlüğe girene kadar bu konuda 556 sayılı KHK’da herhangi bir düzenleme yapmadığı, anılan süre zarfında tanınmış markaların uluslararası düzenlemeler gereği sadece nispi ret nedeni olarak ileri sürülebilmesinin mümkün hale geldiği,
  • Ancak devam eden süreçte 556 sayılı KHK’nın 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 191. maddesi hükmü ile yürürlükten kaldırıldığı,
  • 556 sayılı KHK’dan farklı olarak SMK’nın, Paris Sözleşmesi’nin 1. Mükerrer 6. maddesi kapsamında, tanınmış markaların başkaları tarafından marka tescil başvurusuna konu edilmesi halinde, re’sen redde yönelik mutlak ret nedenine yer vermediği,
  • Paris Sözleşmesi’nin 1. Mükerrer 6. maddesi hükmünün, bir nispi ret nedeni olarak düzenlediği, tanınmış markalara dayanarak aynı ve/veya benzer mal ve hizmetler bakımından itirazın SMK’nın 6/4 hükmünde, tanınmış markalara dayanarak aynı, benzer veya farklı mal ve hizmetler bakımından markanın tanınmışlığına zarar verici yahut onun itibar ve ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki sonraki tarihli başvurulara yönelik itirazın SMK’nın 6/5 maddesi hükmünde düzenlendiği,
  • Yasal duruma göre artık sonraki tarihli bir marka tescil başvurusuna itiraz edecek tanınmış marka sahiplerinin, her iki halde ve her bir başvuru anında, aynı veya benzer mal ve hizmetleri içeren başvurular bakımından, markasının tanınmışlığını, aynı, benzer veya farklı mal ve hizmetler bakımından ise markasının hem tanınmışlığını hem de sonraki tarihli başvurunun kendi markasının tanınmışlığından haksız yarar sağlayacağını yahut onun itibar ve ayırt edici karakterine zarar vereceğini ispat etmesinin gerektiği,
  • SMK hükümlerindeki değişiklik ve tanınmışlığın ve bunun sonraki tarihli başvuruları engeleyecek düzeyde olup olmadığının, markanın zaman içerisinde kullanımıyla sürekli değişen hukuki ve fiili bir olgu olması karşısında, herhangi bir tarihte alınmış bir tanınmışlık kararının, her zaman ve her halde göz önüne alınıp, buna dayalı idari veya yargısal bir hüküm tesis edilmesinin de artık mümkün olmadığı,
  • Her iki itiraz ihtimalinde, tanınmışlık vakıasının ileri sürülmesi sırasında nazara alınabilecek nitelikte “markaların tanınmışlık düzeyleri ile ilgili esasları belirlemek ve uygulamaya koymak yetkisinin” olduğu, fakat anılan hukuki durum gereği, artık Türk Patent’in tanınmış markalarla ilgili bir liste tutmasının yasal olarak bir gerekliliğinin ve pratik bir hukuki faydasının kalmadığı,
  • Zira her bir başvuru anında tanınmışlığın ve zarar verici hallerin mevcudiyetinin ayrı ayrı ispatının gerektiği, bu sebeple tanınmışlık kararı verilmesine ilişkin başvuru ile bunun üzerine tesis edilen Kurum kararlarının, 10.01.2017 tarihinde önce tesis edilmiş olsa dahi, 10.01.2017 tarihinden sonra, artık işbu davanın açılması ve sürdürülmesinde de bir hukuki yararın bulunmadığı,
  • Her ne kadar davacının tanınmışlık başvurusu 22.02.2016 tarihinde gerçekleşmiş olsa da mahkemece bir an için davada olumlu yönde hüküm tesis edilse dahi bunun etkilerinin geleceğe dönük olabileceği ve beliren hukuki durum karşısında, kararın davacı için yararlı hiçbir hukuki sonucunun olmayacağı,
  • Açıklanan gerekçelerle öncelikle davanın bu nedenle reddedilmesinin gerektiği, kaldı ki davacıya ait “LD” ibareli markanın tanınmış bir marka olduğunun da kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;

  • gerek 556 sayılı KHK’nın 7/i maddesi hükmünün Anayasa Mahkemesi’nin 27.05.2015 tarih ve 2015/33 E.- 50 K. sayılı kararıyla iptal olunduğu tarihten, 6769 sayılı SMK.’nın yürürlüğe girdiği tarihe kadar, gerekse 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren ve 556 sayılı KHK’yı yürürlükten kaldıran 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu döneminde, marka sahiplerinin Türk Patent’in resmi olmayan biçimde tuttuğu tanınmış markalar siciline kayıt olmalarında hukuki menfaatlerinin bulunduğu sonucunu değiştirecek herhangi bir yasal düzenleme yapılmadığı,
  • Aksi yönde bir Yargıtay uygulamasının da gelişmediği, tam tersine Türkpatent tarafından tanınmış marka başvuruları kabul edilmeye ve ayrı bir sicile tescile devam edildiği gibi, her ne kadar Sınai Mülkiyet Kanunu hükümlerine göre mutlak ret sebebi olarak dikkate alınmasa da nispi ret sebepleri çerçevesinde yapılan itirazlarda, Türkpatent tarafından bu tanınmış marka siciline kayıt durumu dikkate alınmaya devam edildiği,
  • Dolayısıyla gerek 556 sayılı KHK döneminde gerekse 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu döneminde, tanınmış marka siciline kayıtlı bir marka olmanın hukuki bir yararının halen bulunduğu,
  • Dolayısıyla mahkemece hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, ancak mahkemece görüşüne başvurulan ve aralarında sektör bilirkişisinin de bulunduğu bilirkişi heyeti aracılığıyla yaptırılan incelemede, gerekçeleri de ayrıntılı bir şekilde açıklandığı üzere, davacı markasının bilinirliğinin, sektördeki diğer kurumsal markalara göre son derece düşük olduğu, satış tutarlarının da kendi sektöründe son sıralarda bulunduğu, yeterli dağıtım ağı ile tüketicilere ulaştığı yönünde bir bilginin de bulunmadığı,
  • Sonuçta başvuru tarihi itibariyle tanınmış marka statüsünde korunmasına yeter kriterleri karşılamadığının bildirildiği,
  • Her ne kadar davacı vekilince, bilirkişi raporunda 4207 ve 4733 sayılı Kanunlar ile getirilen yasal mevzuat gereği, marka veya alametleri kullanarak, her ne suretle olursa olsun, reklam ile tanıtım yapmalarının ve tüketicileri kullanıma teşvik etmelerinin yasak olduğu hususunun nazara alınmadığı bildirilmek suretiyle rapora itiraz edilmişse de tam tersine anılan bilirkişi raporunda bu yasal düzenlemeler de dikkate alındığından, davacı vekilinin bilirkişi raporuna itirazlarının yerinde olmadığı, davacının markasının tanınmışlığını ispat edemediği gerekçesiyle,

davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın anılan gerekçeyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, davacının “LD” markasının tanınmış marka olarak tescili talebinin reddine dair YİDK kararının iptali ile davacı markasının Tanınmış Markalar Siciline tescili istemine ilişkindir.Bölge adliye mahkemesince, işin esasına girilerek, yazılı şekilde hüküm tesisi yoluna gidilmişse de,

  • Davalı kurumun, tanınmış marka sicili oluşturarak, tanınmış markaları bu sicile kayıt yetkisi bulunmamaktadır. Zira, Türk Patent ve Marka Kurumu’na bu yönde yetki ve görev veren bir mevzuat hükmü bulunmamaktadır.
  • Kaldı ki, Dairemizin yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere, tanınmışlık sabit bir olgu olmayıp, her somut olayda münferiden ispatlanması gereken bir vakıadır.
  • Bu nedenle, iş bu davanın açılmasında hukuki yarar bulunmadığının kabulü gerekir. Nitekim, Dairemizin, 05.02.2020 gün, 2019/2980 Esas-2020/931 Karar sayılı ilamında da aynı sonuçlara ulaşılmıştır.
  • Hukuki yarar ise dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında re’sen göz önüne alınması gereken bir husustur. Bu itibarla, iş bu davanın açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gözetilerek, davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle işin esasına girilmesi doğru görülmemiş, bölge adliye mahkemesi kararının re’sen bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Tanınmış Marka Kriterleri ve Türk Patent Tanınmış Marka Başvurusu

Tanınmış Markanın Korunması Haksız Avantaj Sağlama, Sulandırma, İtibara Zarar Verme, Savunmalar

Paris Sözleşmesi Anlamında Tanınmış Markalar

http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/41078.pdf

https://w3.gazi.edu.tr/~battal/makale43.htm


2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret Hukuku ve Marka, Patent, Faydalı Model, Telif Hakları yan genel adıyla Fikri Mülkiyet Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT özellikle marka, patent ve haksız rekabet hakları konusunda yoğun olarak çalışmaktadır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz