Nis 13, 2020
115 Görüntüleme

Markanın Gençleştirilmesi Kavramı, Versiyon Markalar Açısından Sessiz Kalma

Yazan
banner

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, davalı tarafın “ışık” ibaresini okullarında dava tarihi itibariyle 16 yıla yaklaşan markasal kullanımının olduğu, kullanılan “ışık” ibaresinin marka tescillerine de konu edildiği, her ne kadar 1996/179257 tescil nolu marka müddet hale gelmiş ise de bu markada kullanılan esas unsur ile 2006/48923 nolu markada kullanılan esas unsurun aynı olduğu, markaların birbirinin devamı niteliğinde seri marka olarak değerlendirilmesinin gerektiği, markalardaki kısmi değişikliğin markanın gençleştirilmesinden ibaret olduğu, bu nedenle davalının uzun süreli kullanımına karşı davacı tarafın sessiz kalmak suretiyle dava açma hakkını kaybettiği ileri sürülmüş ise de, çoğunluk tarafından bu görüş yukarıda bozma ilamında açıklanan gerekçelerle kabul edilmemiştir.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2013/11-1573 K. 2015/1055 T. 18.3.2015
DAVA : Taraflar arasındaki “marka hükümsüzlüğü” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sakarya 3.Asliye Hukuk Mahkemesince (FSHH Mahkemesi sıfatıyla) davanın reddine dair verilen 30.07.2010 gün ve 2009/31 Esas-2010/348 Karar sayılı kararın davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece onanmasına ilişkin ilamın karar düzeltme yoluyla incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 06.11.2012 gün ve 2012/11724 Esas-2012/17519 Karar sayılı ilamı ile;

(…Davacı vekili, müvekkilinin 1934 yılından beri kullandığı Işık ibareli markanın müvekkilinin kurumlarıyla özdeşleştiğini, müvekkiline bağlı “Feyziye Mektebi” isminin “Işık lisesi” olarak 1934 yılında değiştirildiğini, 1996 yılında yine müvekkiline bağlı okullarda Işık Üniversitesinin kurulduğunu, 2006 yılında müvekkili vakfının ismini TPE’ye tescil ettirmek üzere müracaat ettiklerinde davalı şirketin markası ile karşılaştıklarını, davalının bu markayı kullanmasının haksız olduğunu, aynı isimde okulların bulunmasının iltibasa neden olduğunu ileri sürerek, davalı kurumun hizmet markalarının hükümsüzlüğüne ve marka sicilinden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, zamanaşımı itirazında bulunmuş, davacının “Işık” ibaresini tescil ettirmediğini, müvekkilinin 1996 ve 2006 yıllarında tescil işlemlerini yaptığını, müvekkilinin tescilli markalarını Sakarya ili sınırlarında eğitim faaliyetlerinde kullandığını, davacının eğitim faaliyetlerinin etkilenmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlara göre, davacının Işık kelimesini yoğun şekilde kullanarak bu kelimeye ayırtedicilik kazandırarak ülkede maruf hale getirdiği, ancak maruf hale gelen markaları tescil ettirmediği, davacı kurumun 556 sayılı KHK’nin 8.maddesindeki itiraz hakkını kullanmadığı, bunun yanında davalı şirketin de tescilli markası bulunduğunu ileri sürerek davacıdan davaya konu ibareleri kullanmasına son vermesini istemediğini, davacının davalının markasının tescilinin üzerinden 9 yıl geçtikten sonra marka tescil talebinde bulunduğu, davalının kullandığı markanın davacı vakfın kullandığı markalardan farklı bir ayırt edicilik kazandığı ve davalının sadece Sakarya’da faaliyette bulunduğu, davalının markalarındaki esas unsur “Sakarya ve Işık” ibareleri iken davacının markalarındaki esas unsurların “Işık, 1885 ve fvm” oldukları, davalının 1993 yılından beri kullandığı Sakarya Işık ibarelerini 2.markasında da unsur olarak kullanarak kazanılmış bir hak elde ettiği ve davacının uzun süre sessiz kalarak marka üzerindeki koruma hakkını kaybettiği gerekçesiyle davanın reddine dair tesis edilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Dairemizce onanmıştır.

Davacı vekili, karar düzeltme isteminde bulunmuştur.

Dava, öncelik hakkına dayalı, davalı adına tescilli iki ayrı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi istemine ilişkindir.

556 sayılı KHK’de hukuki yararı olanların tescilli markanın hükümsüzlüğü davası açabilecekleri düzenlenmiş olmasına rağmen, bu davanın hangi sürede açılacağı hususunda açık bir bir hüküm bulunmasa da yine anılan KHK’nin 42.maddesindeki Paris Konvansiyonuna göre tanınmış sayılan marka sahiplerinin hükümsüzlük davasını tescil tarihinden itibaren 5 yıl içinde açması gerekeceğinin belirtilmesi ve bu hususta dava açma hakkının sınırsız sürede kullanılmasının yasal düzenlemenin ruhu ve hukuk mantığı ile bağdaşmayacağı dikkate alındığında, bu husustaki yasal boşluğun, açıklanan tanınmış markalar için öngörülen 5 yıllık sürenin, en azından diğer markalar yönünden de açılacak davalar içinde uygulanarak doldurulması Dairemizce yerinde görülmüş, bu yöndeki uygulama istikrarlı şekilde devam etmiştir.

Uyuşmazlık konusu olayda ‘Şekil+Özel Işık Lisesi Sakarya 1993’ ibareli markanın 15.10.1996 tarihinden itibaren, ‘Şekil+Özel Sakarya Işık Eğitim Kurumları’ ibareli markanın ise, 11.10.2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 41.hizmet sınıfı kapsamında eğitim ve öğretim hizmetlerinde kullanmak üzere davalı adına tescil edildiği, bu markalardan ‘Şekil+Özel Işık Lisesi Sakarya 1993’ ibareli olanın süresinde yenilenmediğinden davalı adına hüküm ifade etmediği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamından, davacının, eğitim ve öğretim hizmetlerinde ‘Işık’ ibaresini davalıdan daha önce marka olarak kullandığı, anılan ibare bakımından 556 sayılı KHK’nin 8/3.maddesi uyarınca öncelik hakkı bulunduğu anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık konusu davalının ilk olarak tescil edilen ve yenilenmeyerek hükümden düşen markası üzerinde davacının sessiz kalması sonucu lehine hak doğduğu ve ‘Sakarya’ ile ‘Işık’ ibareleri üzerinde kazanılmış bir hakkı bulunduğu kabul edilerek yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiştir.

Davalı adına tescil edilen ‘Şekil+Özel Işık Lisesi Sakarya 1993’ ibareli marka hükümden düştüğünden bu marka itibariyle davanın konusu bulunmamaktadır. Her ne kadar ‘Işık’ ve ‘Sakarya’ ibareleri ortak ise de bir bütün olarak değerlendirildiklerinde gerek şekil gerekse kullanılan kelimeler itibariyle davalı adına tescilli iken yenilenmeyerek hükümden düşen “Şekil+Özel Işık Lisesi Sakarya 1993” ibareli marka ile 11.10.2006 tarihinden itibaren koruma altındaki “Şekil+Özel Sakarya Işık Eğitim Kurumları” ibareli marka birbirlerinden farklı markalardır. Başka bir anlatımla, markalar birbirlerinin devamı niteliğinde değildir. Aynı nitelikte hizmette kullanılmalarına rağmen müktesep hak kapsamında kabulünü gerektirecek derecede benzerlikleri bulunmamaktadır.

Bu durum karşısında, ‘Şekil+Özel Sakarya Işık Eğitim Kurumları’ ibareli davalı markası itibariyle, davacının tescilden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açtığı işbu hükümsüzlük davasında, ‘Işık’ ibaresi üzerinde 556 Sayılı KHK’nin 8/3 ve 42/1-(b) bendi uyarınca öncelik hakkı bulunduğu kabul edilerek kanıtların buna göre değerlendirmesi ve sonucuna göre, bir karar verilmesi gerektiğinden, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 16.04.2012 Tarih, 2010/15371 Esas-2012/6158 Karar sayılı onama kararın kaldırılarak hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir…)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, davalı taraf adına tescilli markaların hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle karar düzeltme aşamasında bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davacı vekili getirmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı tarafın tescilden önceki kullanımları ve müddet 1996/179257 tescil nolu markası nedeniyle “ışık” ibaresi üzerinde davalının müktesep bir hakkının bulunup bulunmadığı, varılacak sonuca göre 2006/48923 nolu marka tescili yönünden 5 yıllık hak düşürücü süre dolmadan açılan hükümsüzlük davasında “ışık” ibaresi üzerinde davacı tarafın öncelik hakkının bulunduğu kabul edilerek bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Markaların korunmasına ilişkin usul ve esaslar, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de (556 s. KHK) düzenlenmiş olup; birinci maddesinde Kararnamenin amacının, bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine uygun olarak tescil edilen markaların korunmasını sağlamak olduğu açıklanmıştır.

TPE nezdinde tescilli bir marka sahibi ya da daha önce tescil başvurusunda bulunarak tescil talebi bakımından öncelik hakkı elde eden kişi, kural olarak markasının aynı veya benzer markalar ve/veya hizmetler için başkası tarafından marka olarak tescil ettirilmesine veya kullanılmasına engel olabilir (556 s. KHK, m. 7, 8).

Tescilsiz marka ile ticaret sırasında kullanılan tescilsiz işaretin sahibine itiraz hakkı ise 556 s. KHK’de iki halde tanınmıştır. Bu haller, 556 s. KHK’nin 8. maddesinin üçüncü fıkrasında;

“Tescilsiz bir markanın veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaretin sahibinin itiraz etmesi üzerine, tescili istenilen marka, aşağıdaki hallerde tescil edilmez.

a)Markanın tescili için yapılan başvuru tarihinden önce veya markanın tescili için yapılan başvuruda belirtilen rüçhan tarihinden önce bu işaret için hak elde edilmiş ise,

b)Belirtilen işaret, sahibine daha sonraki bir markanın kullanımını yasaklama hakkını veriyorsa” şeklinde düzenlenmiştir.

Bu hüküm uyarınca, markanın tescili için başvuru yapıldığında, başka bir kişi “tescilsiz bir markanın” sahibi sıfatıyla veya o işareti “ticaret sırasında kullanan kişi” olduğu gerekçesiyle buna itiraz ederse, o işaret TPE tarafından tescil edilemez, reddedilir. Bu itirazın kabul edilebilmesi için, itiraz sahibi o işaret üzerinde, tescil başvurusundan önce hak sahibi olmalı veya rüçhan hakkını elde etmiş olmalıdır. Mesela itiraz sahibinin, işareti Türkiye’de tescil edilmemiş, fakat tanınmış bir marka olabilir veya itiraz sahibi Türkiye’de tescil ettirmek için bir rüçhan hakkına sahip bulunabilir ya da o işaret Türkiye’de ticaret sırasında kullanılıyor olabilir.

Eş söyleyişle, 556 s. KHK, tescilsiz markaların ve ticaret sırasında kullanılan işaretlerin sahiplerine, başkasının bu marka veya işaretlerin aynı veya benzeri olan işaretleri tescil ettirmek istemeleri halinde itiraz hakkı tanımış, yani bahsi geçen varsayımı da nispi ret sebeplerinden biri olarak kabul etmiştir (Ünal Tekinalp, Fikrî Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2012, s. 441).

Marka olarak tescil edilen bir işaretin hükümsüz kılınmasını gerektiren haller; 89/104 Sayılı AET Marka Yönergesinin 12.maddesinde kaynağını bulan, 556 sayılı KHK’nin 42.maddesinde düzenlenmiş olup, eldeki uyuşmazlıkla ilgili olan 1.fıkrasının (b) bendinde Kararnamenin 8. maddesinde sayılan hallerin hükümsüzlük nedeni olduğu düzenlenmiştir.

Bu durumda, 556 Sayılı KHK’nin 42.maddesi uyarınca, aynı Kararnamenin 8.maddesindeki düzenlemeye aykırı marka tescillerinin hükümsüz kılınması talep edilebilecektir.

Başka bir anlatımla, tescilsiz dahi olsa bir işaret veya markanın ticari hayatta kullanılıyor olması şartı ile daha sonra aynı markanın tescil edilmesine itiraz ve dolayısıyla aynı Kararnamenin 42/b maddesine göre, hükümsüzlük iddiasında bulunabilme imkanı tanınmıştır.

Bu aşamada belirtilmedir ki, mevzuatımızda, hükümsüzlük davası için (istisnalar hariç) belli bir süre öngörülmemiştir. Ancak bu kuralın tüm markalar açısından uygulanması, hukuki güvenliği bozacak niteliktedir. Bundan dolayı bazı istisnalar öngörülmüştür. Bunlardan ilki, 556 s. KHK’nin 42/1-a bendinde belirtilen ve tanınmış markalara uygulanan 5 yıllık dava açma süresi; diğeri ise, “sessiz kalma yoluyla hak kaybı” ilkesidir.

Yasa koyucu tarafından, markanın hükümsüzlüğü bilinçli bir şekilde istisnai hal dışında süreye bağlanmamıştır. Kıyas veya yorum yoluyla markanın hükümsüzlüğüne yönelik her davanın süreye bağlanması hakkaniyete aykırı sonuçlara yol açabilecektir. Bu bakımdan bir genellemeye gidilmesi doğru değildir (Hamdi Yasaman, Marka Hukuku, İstanbul 2004, s. 854, 855).

Hükümsüzlük davası için öngörülen istisnai süre düzenlemesinin yer aldığı 556 sayılı KHK’nin 42.maddesinin birinci fıkrasının a bendi uyarınca; tanınmış markalarla ilgili hükümsüzlük davasının tescil tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde açılması gerekir. Markanın tescilinde kötü niyet varsa iptal davası süreye bağlı değildir.

Yargıtayın yerleşik içtihatlarında bahsi geçen bu beş yıllık süre, hak düşürücü süre olarak kabul edilmiş ve genel olarak bu sürenin sadece tanınmış markalara değil, tescil edilmiş tüm markalara uygulanacağına karar verilmiştir.

Yukarıda bahsi geçen “sessiz kalma yoluyla hak kaybı” ilkesinin de kısaca açıklanmasında yarar vardır. Bu müessese, 556 s. KHK’de yer almamasına rağmen doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında kabul edilmiştir.

Kavram olarak sessiz kalarak hak kaybı; markası üzerindeki hakkına tecavüz edilmesine rağmen sahibinin 556 s. KHK ile diğer mevzuatta bulunan haklarını kullanmaması, ihlallere karşı sessiz kalarak markasını koruma hakkını yitirmesi demektir (Ünal Tekinalp, a.g.e., s.454).

Önceki hak sahibinin, TMK 2.maddesi uyarınca belli bir davranışta bulunması gerekirken sessiz kalması sonucu, iyi niyetli bir şekilde markayı daha sonra tescil ettiren kişiye karşı hükümsüzlük davası açma hakkını veya sonraki tarihli markanın kullanımını men etme hakkını kaybetmesine “sessiz kalma yoluyla hak kaybı” denilmektedir (Hamdi Yasaman, a.g.e., s. 856).

Açıklanan bu ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde; davacı tarafın “Feyziye Mektebi” isminin “Işık lisesi” olarak 1934 yılında değiştirildiği, 1989 yılında Milli Eğitim Bakanlığından Özel Işık Lisesi adı altında ruhsat alındığı, 1996 yılında Işık Üniversitesinin kurulduğu dosyaya ibraz edilen delillerle sabittir.

Davalı Sebat Eğitim İşletmeleri AŞ tarafından 27.09.1993 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumlan Genel Müdürlüğünden, “Özel Sakarya Işık Erkek Lisesi” okulu adına kurum açma ve öğretime başlama izni aldığı, 27.08.1993 tarihinde “Özel Sakarya Işık Lisesi” adına kurum açma izni aldığı, 12.09.1994 yılında MEB’den anasınıfı ve ilköğretim için “Özel Ufuk Işık İlköğretim Okulu” adına öğretime başlama izni aldığı ve 09.09.2004 tarihinde “Özel Zaim Işık Lisesi” adına klasik lise ve Anadolu lisesi açma izni almış olduğu dosyaya ibraz edilen delillerden anlaşılmaktadır.

Esasen, “ışık” ibaresinin ilk olarak davacı tarafından kullanıldığı konusunda uyuşmazlık bulunmamakta olup, yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık özünde, davacının sessiz kalması sonucu davalı lehine kazanılmış bir hakkın oluşup oluşmadığı noktasındadır.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, davalı tarafın “ışık” ibaresini okullarında dava tarihi itibariyle 16 yıla yaklaşan markasal kullanımının olduğu, kullanılan “ışık” ibaresinin marka tescillerine de konu edildiği, her ne kadar 1996/179257 tescil nolu marka müddet hale gelmiş ise de bu markada kullanılan esas unsur ile 2006/48923 nolu markada kullanılan esas unsurun aynı olduğu, markaların birbirinin devamı niteliğinde seri marka olarak değerlendirilmesinin gerektiği, markalardaki kısmi değişikliğin markanın gençleştirilmesinden ibaret olduğu, bu nedenle davalının uzun süreli kullanımına karşı davacı tarafın sessiz kalmak suretiyle dava açma hakkını kaybettiği ileri sürülmüş ise de, çoğunluk tarafından bu görüş yukarıda bozma ilamında açıklanan gerekçelerle kabul edilmemiştir.

O halde, davalı markasında kullanılan ‘Işık’ ibaresi üzerinde 556 Sayılı KHK’nin 8/3 ve 42/1-(b) bendi uyarınca öncelik hakkının davacı tarafta olduğu kabul edilerek kanıtların buna göre değerlendirmesinin gerektiğine işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösteri

Yazı Kategorileri:
Marka

2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Kırkağaç 6. Jandarma Er Eğitim Alayı Manisa’da Disiplin Subayı olarak askeri hizmet verdikten sonra Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret ve Şirketler Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT’un hukuk pratiği özellikle fikri mülkiyet hakları ve haksız rekabet hakları konusunda yoğunlaşmıştır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz