Eki 28, 2010
1208 Görüntüleme

Marka Tescilinde Kötü Niyetin Etkisi

Yazan
banner

Hukukun kötüniyeti hiçbir şekilde korumayacağı genel kabul edilen bir kuraldır. Marka hukukunda ise kötüniyetin önemi özeldir. Marka tescil aşamasında marka tescili başvurusu yapanın kötüniyetli olması başlıbaşına bir itiraz sebebi olarak ileri sürülebilir. Bundan daha önemlisi tescilden sonra açılacak hükümsüzlük davalarında davalının kötü niyetli olduğu iddia edilir ve ispatlanırsa normal şartlarda uygulanan 5 yıllık zamanaşımı uygulama alanı bulmaz ve davanın her zaman açılabileceği kabul edilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu marka tescilinde kötü niyeti; “tescil yoluyla sağlanan korumanın amacına aykırı kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yarar sağlamaya yönelik tesciller” olarak tanımlamaktadır. Bir başka değişle marka tescilinde kötü niyetin iddia edilebilmesi için bir hilenin, aldatmanın olması gerekmez burada esas olan önceki markanın varlığını bilmek veya bilebilecek durumda olmaktır. Özellikle aynı sektörde bulunan ve rekabet içinde olan iki firmanın birbirinden habersiz olduğunu söylemek mümkün değildir. Böyle bir durumda hak ihlali iddiasına muhattap olan marka sahibinin kötü niyetli olduğu kabul edilecektir.

Kötü niyetin varlığı halinde marka hükümsüzlüğü davasında sürenin söz konusu olmayacağı Yargıtay’ca kabul edilmişse de bu hakkın sınırsız kullanılması hukuk güvenliği ve marka sicilinin belirliği ilkesiyle bağdaşmayacaktır.

Marka hukukumuz marka hakkı sahibine markasını koruması için gereken tedbirleri alması konusunda bir mükellefiyet yüklemiştir. Bu yükümlülüğünü makul bir zamanda yerine getirmeyen hak sahibinin yıllar sonra dava açması durumunda dava hakkını kötüye kullandığı ve sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı kabul edilir.

Sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğranılabilmesi için aranan koşullardan biri başvuranın iyi niyetli olmasıdır. Zira bu koşulun temeli hukukun kötü niyeti hiçbir şekilde korumayacağı ilkesidir. Ancak her iki taraf da kötü niyetli olursa sorunun nasıl çözüleceği ayrı bir meseledir. Kanaatimizce, marka başvurusu yapan başvuru aşamasında kötü niyetli olsa dahi hak sahibinin sessiz kalması neticesinde   ihlal oluşturduğu iddia edilen markaya büyük yatırım yaparak korunmaya değer bir varlık yaratmışsa sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin yine de uygulama alanı bulması gerekir.

kötü niyet Marka marka hükümsüzlük marka tescili  marka ankara avukat marka ankara tecavüz marka ankara danışma marka marka yidk dava marka türk patent dava yidk kararı iptali marka karar iptali tasarım karar iptali patent karar iptali haksız rekabet dava ankara patent dava ankara faydalı model dava ankara

Ankara avukatı olunması nedeniyle Türk Patent’in kararlarına karşı davalar, marka hükümsüzlüğü davaları, patent davaları, tasarım davaları, Türk Patent’in Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’na(YİDK) karşı davaların yanında marka vekili olunması itibarıyla Türk Patent Markalar Dairesi kararlarına karşı itirazlar, haksız rekabet davaları, alan adı davaları ve tahkimleri ağırlıklı olarak çalışma alanlarımızdır.

 

 

 

 

 

 

 

Yazı Kategorileri:
Makaleler
Emre Kurt

2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Kırkağaç 6. Jandarma Er Eğitim Alayı Manisa’da Disiplin Subayı olarak askeri hizmet verdikten sonra Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret ve Şirketler Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT’un hukuk pratiği özellikle fikri mülkiyet hakları ve haksız rekabet hakları konusunda yoğunlaşmıştır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz