May 7, 2020
45 Görüntüleme

Türk Patent; Dava Açma Hakkı ve Süresi

Yazan
banner

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2017/11-1733 K. 2019/959 T. 26.9.2019

556 KHK’nın 8. maddesine dayanılarak itirazda bulunabilecek ilgililer arasında, daha önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil başvurusunda bulunulmuş bir markanın sahibi ile tescilsiz markayı kullanarak bu işaret üzerinde daha eski bir tarihte hak kazanmış olan kişiler sayılmıştır. Buna karşılık, 7. maddeye aykırılık ile kötü niyetli tescil sebebiyle itirazda bulunabilecek ilgililer, bir markanın tescil edilmemesinde menfaati bulunan veya diğer bir ifade ile marka tescilinden menfaat kaybına uğrayabilecek bütün kişilerdir. Bu bakımdan da itiraz eden dava dışı … ilgili olup, davacı marka başvurusuna itiraz hakkına sahiptir.

Dava dışı P… Ltd. Şti. de redde mesnet markaları 05.04.2010 tarihinde davalı şirkete devretmiş ve sicile 05.07.2010 tarihinde tescil edilmiş olup, dava dışı …’in yapmış olduğu itirazın markalar arasında benzerlik ve karıştırma ihtimali olmadığı gerekçesiyle reddedildiğine dair 09.07.2010 tarihli TPE yazısı davalı şirkete tebliğ edilmemiştir. Ancak davalı şirket sicildeki marka sahibi olarak 10.08.2010 tarihinde marka yayınına itirazın yeniden incelenmesine ilişkin ek dilekçe adı altındaki itiraz dilekçesini davalı TPE’ye sunmuş, bu itiraz bakımından 01.09.2010 tarihinde itiraz ücreti yatırılmadığından TPE tarafından itirazın yapılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Ardından davalı şirket tarafından 11.10.2010 tarihinde yeniden dilekçe vermiş, bu kez TPE tarafından 08.11.2010 tarihinde, itiraz süresi içerisinde yapılmadığından itirazın yapılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Ancak sonrasında TPE tarafından 09.07.2010 tarihli ret kararının 5584 Sayılı Posta Kanunu çerçevesinde tebligatının yapılmadığı tespit edilmek suretiyle, karara itirazın yeniden görüşülmesi için dosyanın YİDK’ya sevkine karar verilmiştir. Gerçekten de, dava dışı … tarafından yapılan itirazın TPE’ce reddedildiğine dair 09.07.2010 tarihli karar davalı şirkete tebliğ edilmediğinden, ancak davalı şirket bu karara karşı yeniden incelenmesi için davalı TPE’ye 10.08.2010 tarihinde başvurmuş olup, davalı şirketin bu kararı 10.08.2010 tarihinde öğrenmiş sayıldığının kabul edilmesi gerekir. Davalı şirketin Enstitü tarafından alınan karardan zarar gören kişi olduğu, kararı öğrendiği gün süresinde itiraz ettiği, 11.10.2010 tarihinde marka yayınına itirazın yeniden incelenmesine ilişkin dilekçesini sunup, harcını da ret kararını öğrenme tarihinden itibaren süresi içinde 08.10.2010 tarihinde yatırdığına dair dekontunu eklediğinden, TPE kararını öğrendiği tarih olan 10.08.2010 esas alındığında hem 556 Sayılı KHK’nin 49. maddesi hem de benzer düzenlemeler içeren Yönetmelik’in 36. maddesi gereğince Enstitü kararlarına itiraz süresi olan iki ay içerisinde itirazda bulunmuş olduğunun kabulü gerekir. Özellikle belirtmek gerekir ki, süresi içerisinde yatırdığı itiraz harcının dekontunu dahi 10.08.2010 tarihinden itibaren 2 aylık itiraz süresinin son günü hafta sonuna rastladığından takip eden ilk iş günü olan ( süresinde ), 11.10.2010 tarihinde sunmuştur.

Dava, Türk Patent Enstitüsü ( TPE ) Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu ( YİDK ) kararının iptali istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkilinin kozmetik sektöründe 2002 tarihinden bu yana faaliyette bulunduğunu, 3. sınıf emtia sınıfında “T… P…+ŞEKİL”, T…”, “D… P… B…” tescilli markaları ile ürünleri için tescil ettirdiği ambalaj tasarımının mevcut olduğunu, 2009/03528 başvuru numaralı “D… P… G… S…+ŞEKİL” markasının tescili için TPE’ye tescil başvurusunda bulunduğunu ve müvekkili adına tescil işleminin yapıldığını ancak, TPE tarafından müvekkiline tescilden sonra diğer davalı şirket tarafından itiraz edildiğini, itirazın TPE memurları tarafından sehven görülmediğinden dolayı marka başvurusu hakkında YİDK tarafından karar verileceğinin bildirildiğini, YİDK tarafından da 2009/03528 Sayılı başvurusunun “P…” markası gerekçe gösterilerek reddedildiğini, oysa ki bu marka ile müvekkilinin markası arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını ileri sürerek, TPE-YİDK’nin 26.11.2012 tarihli, 2012-M-3760 Sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı P… Ltd. Şti. vekili, davacı markasının sahip olduğu logonun müvekkilinin 2006 yılından beridir kullandığı logo ile birebir aynı olduğundan markaların benzer olduğunu ve karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Davalı TPE vekili, TPE-YİDK kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Yerel Mahkemece, davacı marka tescil başvurusunun Resmi Marka Bülteninde yayımlanması üzerine dava dışı … tarafından marka başvurusunun reddi istemiyle itirazda bulunulduğu, ancak itiraz anında itiraza dayanak yaptığı markaların sahibi veya inhisari lisans alanı olmadığı, itirazın bu hukuki noksan nedeniyle reddedilmesi gerekirken markaların sahibinin kabulü üzerine inceleme yapılıp karar verildiği, davalı şirketin Markalar Dairesi kararına itiraz edebileceği kabul olunsa bile anılan karara 10.08.2010 tarihinde itiraz ettiği, bu tarih itibariyle kararı öğrenmiş sayıldığı, bu dilekçenin aslında ilk itiraza ek bir dilekçe değil, Markalar Dairesi kararına karşı itiraz olduğu, itiraz anında itiraz ücretinin ödenmediği, bu eksikliğin itiraz süresi içerisinde tamamlanmadığı, bu nedenlerle davalı şirketin itirazının kabul edilmemesi gerekirken kabul olunduğu, hatta yapılmamış sayılan itiraz kararı üzerine yeni bir itiraz imkânı sağlanmasının usule aykırı bulunduğundan, TPE-YİDK’nin gerçekte anılan nedenlerle itirazı reddetmesi gerekirken farklı yönde karar vermesi usule aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne ve TPE-YİDK’nin 2012/M-3760 Sayılı kararının iptaline karar verilmiştir.

Davalı şirket ve TPE vekillerinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda başlık kısmında yazılı gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davalı şirket ve TPE vekillerince temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, eldeki davada davacı marka başvurusuna karşı davalı şirket tarafından davalı TPE nezdinde yapılan itirazın 556 Sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK ve bu KHK’nın Uygulanmasına Dair Yönetmelik hükümlerine göre itiraz edebilecek kişiler, süre ve usul açısından gerekli şartları taşıyıp taşımadığı, buradan varılacak sonuca göre belirtilen kapsamda TPE-YİDK kararının iptali koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar vardır.

Hemen belirtmek gerekir ki, tescilli bir markanın, ait olduğu mal ve hizmetler bakımından sağladığı korumanın kapsamı ve sınırları 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ( SMK ) ile düzenlenmiştir. Ancak somut olayda uyuşmazlığın çözümü için başvuru ve dava tarihinde yürürlükte bulunan Mülga 556 Sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin ( 556 Sayılı KHK ) uygulanması gerekmektedir.

“Markanın Devri” 556 Sayılı KHK’nin 16. maddesinde düzenlenmiştir.

Bu madde;

“Marka, tescil edildiği mal veya hizmetlerin tümü veya bir kısmı için devredilebilir.

Bir işletmenin aktif ve pasifleri ile birlikte devri, aksi kararlaştırılmamışsa, işletmeye ait markaların da devrini kapsar. Bu hüküm, işletmenin devrine, sözleşmeden doğan yükümlülük halinde uygulanır.

İkinci fıkra hükmü hariç olmak üzere, bir markanın devri, mahkeme kararının sonucu olan devir hariç, yazılı olarak yapılır ve devir sözleşmesi taraflarca imzalanır. Aksine sözleşmeler hükümsüzdür.

Markanın devri, mal veya hizmetlerin coğrafi kaynağı, kalitesi veya markanın kendisi ile ilgili olarak halkı yanılgıya düşürebilecek nitelikte ise, yeni marka sahibi halkı yanılgıya düşürmeyecek şekilde mal veya hizmetlerde marka tescilinin sınırlı bir hale getirilmesini kabul etmediği takdirde devir işlemi Enstitü tarafından yapılmaz.

…..

Devir, taraflardan birinin talebi üzerine, sicile kayıt edilir ve yayınlanır.

Devir, sicile kayıt edilmediği sürece, taraflar markanın tescilinden doğan yetkileri iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri süremez”.

hükmünü içermektedir.

Bu maddenin 7. fıkrasına göre markanın devrinin marka siciline tescili kurucu değil, açıklayıcı etkiye sahiptir, bu nedenle devir sicile kaydedilmediği sürece, “taraflar markanın tescilinden doğan yetkilerini” üçüncü kişilere karşı ileri süremezler ( Tekinalp, Ü: Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2012, s. 464 ). Markayı devralan kişi sicile tescil ettirmeden önce markaya bir tecavüz gerçekleşirse, ancak sicilde malik olarak gözüken kişiye dava yetkisi tanınmalı, yeni malik ancak sicilde gerekli değişikliği yaptırdığı takdirde dava açabilmelidir ( Karan, H./Kılıç, M.; Markaların Korunması 556 Sayılı KHK Şerhi ve İlgili Mevzuat, Ankara 2004, s.331 ). Buna karşılık eski ve yeni malikten herhangi birinin dava açabileceği de savunulmaktadır ( Arkan, S.: Marka Hukuku, C.II, Ankara 1997, s.178,185 ).

Mülga 556 Sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in ( Yönetmelik ) “Markanın Mülkiyetinde Değişiklik” başlığını taşıyan 19. maddesi;

“Marka sahibi; devir, kısmi devir, birleşme, miras yolu ile intikal veya markanın cebri icra yoluyla satılması nedeniyle değişmişse, değişiklik aşağıda belirtilen belgelerin sunulması durumunda sicile kaydedilir ve gazetede yayımlanır.

a- ) Devir veya kısmi devrin sicile kaydı için aşağıdaki belgelerin verilmesi zorunludur;

1- ) Talep dilekçesi,

2- ) Ücretin ödendiğini gösterir belge,

3- ) Devre konu marka tescil numarası ile marka adının yer aldığı, kısmi devirler için devredilen mal veya hizmetlerin belirtildiği devir sözleşmesi ya da bu sözleşmenin veya mülkiyet değişikliğini gösteren kısmının aslına uygunluğunun noter tarafından tasdikli örneği,

4- ) Talep vekil aracılığıyla yapılmışsa vekâletname veya vekilin talep sahibi kişiden önceden alıp Enstitüye vermiş olduğu vekaletnameye atıf.

Kısmi devir halinde, kısmi olarak devredilen mal ve/veya hizmetler için, kısmi devralan adına yeni bir marka dosyası oluşturularak devir kapsamı mal ve/veya hizmetleri içeren marka tescil belgesi yeni marka tescil numarası verilerek düzenlenir. Marka, yeni tescil numarası ile ilk tescil tarihi de belirtilerek sicile kaydedilir ve Gazetede yayımlanır. Yeni oluşturulan marka tescil belgesi için belge düzenleme ücreti alınır…”

hükmüne haizdir.

Markanın devrine ilişkin yapılan bu açıklamalardan sonra, 556 Sayılı KHK’nın 7. maddesinde bir marka tescil başvurusunun TPE tarafından “mutlak ret nedenleri” kapsamında yapılacak inceleme sonucunda reddedilmesinin koşullarına değinmekte yarar vardır.

556 Sayılı KHK’nın 7. maddesinde düzenlenen mutlak ret nedenlerinin ortak özelliği, marka olarak tescili talep olunan işaretin kamuyu ilgilendirmesi veya kamuya mal olmasıdır. Ret nedenlerinin mutlak karakteri icabı, herhangi bir kişinin ileri sürmesine gerek kalmaksızın TPE ve mahkeme tarafından “resen” dikkate alınırlar. Zira mutlak ret nedenleri birer defi değil, itiraz sebebidirler. Mutlak ret nedenlerini, mükellefiyetleri olmamasına rağmen, 556 Sayılı KHK’nın 34. maddesi gereği herkes TPE’nin bilgisine arz edebilir ve ilgililer ( tescil neticesinde menfaat kaybına uğrayabilecek kişiler ) de 556 Sayılı KHK’nın 35. maddesi çerçevesinde “itiraz” konusu yapabilirler. İlgililer bu itirazlarından feragat edemezler. İtiraza rağmen Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu ( YİDK ) tarafından verilen kesinleşmiş tescil kararına karşı, 556 Sayılı KHK’nın 53. maddesi gereğince iptal davası ikame edilebilir. Bu davalarda, mutlak ret nedenleri mahkemece resen dikkate alınır. YİDK kararlarının iptali için açılan davalarda mutlak ret nedenleri hakkındaki inceleme ve değerlendirme başvuru tarihindeki koşullara göre yapılır.

556 Sayılı KHK’nın 42/1-a maddesi gereğince, mutlak ret nedenlerinden birinin varlığı dolayısıyla tescil olunmaması gerekirken her nasılsa tescil olunan bir markaya karşı hükümsüzlük davası açılabilir. Böyle bir dava sonuçlanmadan tescili yolsuz da olsa bir markanın kullanımı engellenemez ( Karan/Kılıç, s.79-80 ).

556 Sayılı KHK’nın 8. maddesinde ise markanın tescili ile ilgili “nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu nedenlerin ortak özelliği, tescili talep olunan marka üzerinde üçüncü bir kişinin üstün hak iddiasına dayanmalarıdır. Mutlak ret nedenlerinden farklı olarak nispi ret nedenlerinin kamu menfaati ile herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır.

Nispi ret nedenlerinden birinin varlığı dolayısıyla tescil olunmaması gerekirken her nasılsa tescil olunan bir markaya karşı 556 Sayılı KHK’nın 47 ilâ 53. maddeleri arasındaki prosedür takip edilerek kesinleşmiş YİDK kararı aleyhine iptal davası açılabileceği gibi, 556 Sayılı KHK’nın 42/1-b maddesindeki şartlar dairesinde hükümsüzlük davası da ikame edilebilir.

Somut dava ile ilgisi bulunması bakımından nispi ret nedenlerinden 556 Sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi üzerinde durulmasında yarar vardır.

556 Sayılı KHK’nın 8/1-a ve b maddesindeki düzenleme; “Tescil edilmiş veya tescil için başvuru yapılmış bir markanın sahibi tarafından itiraz yapılması durumunda aşağıdaki hallerde marka tescil edilemez:

a- ) Tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı ise ve aynı mal veya hizmetleri kapsıyorsa,

b- ) Tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa…” hükmüne haizdir.

Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, 556 Sayılı KHK’nin 35. maddesine göre, tescil başvurusu yapılmış markanın 7. ve 8. madde hükümlerine göre tescil edilmemesi gerektiğine ilişkin itirazlar ile başvurunun kötü niyetle yapıldığına ilişkin itirazlar ilgili kişiler tarafından marka başvurusunun yayınından itibaren üç ay içerisinde yapılır.

Burada bahsedilen “ilgili kişiler” den ne anlaşılması gerektiğinin açıklanması gerekirse;

556 KHK’nın 8. maddesine dayanılarak itirazda bulunabilecek ilgililer arasında, daha önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil başvurusunda bulunulmuş bir markanın sahibi ile tescilsiz markayı kullanarak bu işaret üzerinde daha eski bir tarihte hak kazanmış olan kişiler sayılmıştır. Buna karşılık, 7. maddeye aykırılık ile kötü niyetli tescil sebebiyle itirazda bulunabilecek ilgililer, bir markanın tescil edilmemesinde menfaati bulunan veya diğer bir ifade ile marka tescilinden menfaat kaybına uğrayabilecek bütün kişilerdir ( Karan/Kılıç, s.368; Karahan, S.: Marka Hukukunda Hükümsüzlük Davaları, Konya 2002, s.84 ).

556 Sayılı KHK’nın 36. maddesi ise, 35. madde dairesinde yapılan bir itirazın TPE tarafından inceleme usulünü düzenlemektedir. Bu hükümde TPE’nin, itirazları incelerken gerekli gördüğü süre ve sıklıkta tarafların itiraz ve karşı görüşlerini ilgili taraflara ileteceği ve yazılı görüşlerini alacağı yazılıdır. Maddenin kaleme alınışından, TPE’nin en azından bir kere itiraz veya karşı görüşleri ilgili tarafa iletme mükellefiyetinin olduğu sonucu çıkmaktadır. Ancak, itiraz ve karşı görüşlerin iletileceği zaman dilimi ve adedini belirleme yetkisi, yine aynı madde ile TPE’nin takdirine bırakılmıştır.

TPE, incelemesini dosya üzerinden tamamlar. Bununla birlikte 36. maddenin II. fıkrasında TPE’nin gerekli görmesi halinde tarafları uzlaştırmak için bir araya getirebileceği düzenlemiştir. Taraflar bir araya gelerek örneğin, aynı veya benzer olan markayı yek diğerinden ayırt etmek için ne gibi ilavelerin yapılabileceğini aralarında tartışabilirler.

TPE, itirazı geçerli bulmayarak reddedebileceği gibi, başvuruda kullanılacağı belirtilen mal veya hizmetlerin bir kısmı veya tamamı için geçerli bularak kısmen veya tamamen de kabul edebilir. TPE, vermiş olduğu bir karardan, taraflardan birinin başvurusu ile veya resen yaptığı bir inceleme sonucu dönemez. İtiraz üzerine verilen karar hakkında sadece yargıya gidilebilir. İtirazı yerinde bulan TPE, marka tescil başvurusunu reddeder.

Buradan hareketle, enstitü kararlarına itirazı düzenleyen 556 Sayılı KHK’nin 47 vd. maddelerine değinmekte yarar vardır.

556 Sayılı KHK’nin 47. maddesinde enstitü kararlarına itiraz edilebileceği düzenlenmiştir. Ancak, süresi içerisinde itiraz edilmeyen TPE kararlarının iptali istenemez ( Oytaç, K.: Karşılaştırmalı Markalar Hukuku, İstanbul 2002, s.276 ).

Aynı KHK’nın 48. maddesinde “itiraza yetkili kişiler”; 49. maddesinde ise “itirazın şekli ve zaman”ı düzenlenmiştir. Belirtilen 48. maddeye göre, enstitü tarafından alınacak kararlardan zarar gören kişiler, kararlara karşı Enstitü nezdinde itiraz yapabilir. Alınan kararlarla ilgili işlemlere taraf diğer kişiler doğrudan itiraz yetkisine sahiptir. Anılan 49. maddeye göre ise, itirazın gerekçesinin birlikte veya ayrı ayrı kararın bildiriminden itibaren işleyecek “iki ay” içinde bir dilekçeyle TPE’ye bildirilmesi gerektiği düzenlenmiştir. İtiraz dilekçesine, Ücret Tebliğinde yer alan itiraz ücretinin tam olarak ödendiğine ilişkin belge aslı ile vekil tarafından yapılan itirazlarda vekaletnâme de eklenir. İki aylık süre içinde gerekçesi yazılı olarak TPE’ye sunulmayan itiraz, yapılmamış sayılır. İtiraz için gerekli ücretin zamanında ödenmemesi halinde itiraz yapılmamış sayılır. Ücretin sonradan tamamlanması sonucu değiştirmez ( Karan/Kılıç, s. 420 ).

“İtirazın şekli ve zamanı” başlığını taşıyan Yönetmelik’in 36. maddesine göre; İtiraz, bu Yönetmeliğin 34 ve 35. maddelerinde belirtilen süreler içerisinde ve itiraza ilişkin gerekçelerin de belirtildiği imzalı dilekçeyle Enstitüye yapılır.

Bu dilekçeye, itiraz ücretinin tam olarak ödendiğine ilişkin ( Ek ibare – R.G.: 30.3.2013 – 28603 / m.23 ) “bilgi veya” belge ile vekil tarafından yapılan itirazlarda vekaletname eklenir.

İtirazlarda, belgelerin tamamı itiraz anında verilmemiş ise, eksik belgeler itiraz süresi içerisinde tamamlanabilir. Karara itirazlarda, belgeler eksiksiz olarak verilmiş ise iki aylık sürenin tamamlanması beklenmeden incelemeye başlanabilir. Bu Yönetmeliğin 34 ve 35. maddelerinde gösterilen süreler içerisinde, belirtilen belgelerin tamamlanmaması halinde itiraz yapılmamış sayılır” şeklindedir.

Yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri ve görüşler çerçevesinde somut olaya gelindiğinde, dosya kapsamındaki belgelerden dava dışı …’in redde mesnet markaları 19.08.2009 tarihinde dava dışı P… Ltd. Şti.’ye devrettiği ve 14.09.2009 tarihinde davacı marka başvurusuna itiraz ettiği, belirtilen devrin 25.09.2009 tarihinde marka siciline tescil edildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece davacı marka tescil başvurusunun Resmi Marka Bülteni’nde yayımlanması üzerine gerçekleşen dava dışı …’in itiraz anında itiraza dayanak yaptığı markaların sahibi veya inhisari lisans alanı olmadığı, itirazın bu hukuki noksan nedeniyle reddedilmesi gerektiği belirtilmişse de, dava dışı … itiraz tarihi olan 14.09.2009’da markayı dava dışı şirkete devretmiş ise de, ancak bu devir marka siciline 25.09.2009’da kaydedildiği için, marka siciline göre dava dışı … redde mesnet markaların itiraz tarihinde sahibi olduğundan dolayı 556 Sayılı KHK’nın 35. maddesinde belirtilen ilgili sıfatına sahiptir. Kaldı ki dava dışı … itirazında, redde mesnet markaları için yurt içinde ve yurt dışında önemli yatırımlar yapmış olduğunu ve logoyu da kullandığını ileri sürerek davacı başvurusunun kötü niyetli olduğunu ve 556 Sayılı KHK’nın 8/1-b, 8/3 ve 9/1-b maddelerine dayanarak reddedilmesi gerektiğini bildirmiştir. Zira, 556 KHK’nın 8. maddesine dayanılarak itirazda bulunabilecek ilgililer arasında, daha önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil başvurusunda bulunulmuş bir markanın sahibi ile tescilsiz markayı kullanarak bu işaret üzerinde daha eski bir tarihte hak kazanmış olan kişiler sayılmıştır. Buna karşılık, 7. maddeye aykırılık ile kötü niyetli tescil sebebiyle itirazda bulunabilecek ilgililer, bir markanın tescil edilmemesinde menfaati bulunan veya diğer bir ifade ile marka tescilinden menfaat kaybına uğrayabilecek bütün kişilerdir. Bu bakımdan da itiraz eden dava dışı … ilgili olup, davacı marka başvurusuna itiraz hakkına sahiptir.

Dava dışı P… Ltd. Şti. de redde mesnet markaları 05.04.2010 tarihinde davalı şirkete devretmiş ve sicile 05.07.2010 tarihinde tescil edilmiş olup, dava dışı …’in yapmış olduğu itirazın markalar arasında benzerlik ve karıştırma ihtimali olmadığı gerekçesiyle reddedildiğine dair 09.07.2010 tarihli TPE yazısı davalı şirkete tebliğ edilmemiştir. Ancak davalı şirket sicildeki marka sahibi olarak 10.08.2010 tarihinde marka yayınına itirazın yeniden incelenmesine ilişkin ek dilekçe adı altındaki itiraz dilekçesini davalı TPE’ye sunmuş, bu itiraz bakımından 01.09.2010 tarihinde itiraz ücreti yatırılmadığından TPE tarafından itirazın yapılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Ardından davalı şirket tarafından 11.10.2010 tarihinde yeniden dilekçe vermiş, bu kez TPE tarafından 08.11.2010 tarihinde, itiraz süresi içerisinde yapılmadığından itirazın yapılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Ancak sonrasında TPE tarafından 09.07.2010 tarihli ret kararının 5584 Sayılı Posta Kanunu çerçevesinde tebligatının yapılmadığı tespit edilmek suretiyle, karara itirazın yeniden görüşülmesi için dosyanın YİDK’ya sevkine karar verilmiştir. Gerçekten de, dava dışı … tarafından yapılan itirazın TPE’ce reddedildiğine dair 09.07.2010 tarihli karar davalı şirkete tebliğ edilmediğinden, ancak davalı şirket bu karara karşı yeniden incelenmesi için davalı TPE’ye 10.08.2010 tarihinde başvurmuş olup, davalı şirketin bu kararı 10.08.2010 tarihinde öğrenmiş sayıldığının kabul edilmesi gerekir. Davalı şirketin Enstitü tarafından alınan karardan zarar gören kişi olduğu, kararı öğrendiği gün süresinde itiraz ettiği, 11.10.2010 tarihinde marka yayınına itirazın yeniden incelenmesine ilişkin dilekçesini sunup, harcını da ret kararını öğrenme tarihinden itibaren süresi içinde 08.10.2010 tarihinde yatırdığına dair dekontunu eklediğinden, TPE kararını öğrendiği tarih olan 10.08.2010 esas alındığında hem 556 Sayılı KHK’nin 49. maddesi hem de benzer düzenlemeler içeren Yönetmelik’in 36. maddesi gereğince Enstitü kararlarına itiraz süresi olan iki ay içerisinde itirazda bulunmuş olduğunun kabulü gerekir. Özellikle belirtmek gerekir ki, süresi içerisinde yatırdığı itiraz harcının dekontunu dahi 10.08.2010 tarihinden itibaren 2 aylık itiraz süresinin son günü hafta sonuna rastladığından takip eden ilk iş günü olan ( süresinde ), 11.10.2010 tarihinde sunmuştur.

Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı şirket ve TPE vekillerinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanun’un 30. maddesiyle 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcın yatırana iadesine, aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yazı Kategorileri:
Marka

2003 yılından itibaren Barolar Birliği’ne bağlı olarak çalışan Avukat Emre Kurt, kariyerine ticaret hukuku alanında başlamış Kırkağaç 6. Jandarma Er Eğitim Alayı Manisa’da Disiplin Subayı olarak askeri hizmet verdikten sonra Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Ticaret ve Şirketler Hukuku alanında uzmanlaşmıştır. Londra Üniversitesi’ndeki ihtisasın ardından Av. Emre KURT’un hukuk pratiği özellikle fikri mülkiyet hakları ve haksız rekabet hakları konusunda yoğunlaşmıştır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

Yorum Yaz